
İstanbul’da bu hafta gerçekleştirilen Uluslararası Savunma, Havacılık ve Uzay Sanayi Fuarı’nda (SAHA 2026) sergilenen “Yıldırımhan” adlı kıtalararası balistik füze, Türkiye’nin savunma sanayisinde dikkat çekici bir yenilik olarak öne çıkıyor.
Füze, Osmanlı Padişahı Yıldırım Bayezid’in tuğrasını ve burun kısmında Mustafa Kemal Atatürk’ün imzasını taşımakta.
Yıldırımhan füzesinin burun kısmı Fotoğraf: Hakan AkgÜn/Anadolu/picture alliance
Millî Savunma Bakanlığının AR-GE birimi tarafından geliştirilen Yıldırımhan, Roketsan’ın Tayfun serisi gibi önceki kısa ve orta menzilli balistik füzelerin ardından önemli bir gelişim olarak nitelendiriliyor.
Tanıtım esnasında Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, “Ülkemizin ilk sıvı roket yakıtlı, hipersonik hızda seyir yapabilen, şu ana kadar geliştirdiğimiz en uzun menzilli Yıldırımhan füzemiz mevcut” şeklinde açıklamada bulundu.
Henüz prototip aşamasında olan füzenin laboratuvar testlerinin tamamlandığı bilgisi verilirken, sahada test atışlarının da yakın bir zamanda yapılması bekleniyor. Bloomberg’in haberine göre, füzenin bu yılın sonlarında Somali’de test edilmesi planlanıyor.
Türkiye neden kıtalararası bir füze geliştirdi?
DW Türkçe’ye açıklamada bulunan İzmir Ekonomi Üniversitesi’nden savunma uzmanı Doç. Dr. Sıtkı Egeli, geliştirilen füzenin, açık kaynaklardan takip eden araştırmacılar için sürpriz olduğunu belirtiyor.
Egeli, daha önce Türkiye’nin uzun erimli çözümler olarak bilinen Tayfun ve Cenk balistik füzeleri ile Gezgin seyir füzelerine sahip olduğunu hatırlatarak, “Bu füzeler, Türkiye’nin bulunduğu coğrafyadaki gelişmeler ve tehdit algılarıyla örtüşüyordu. Yıldırımhan için bu çıkarımı yapmak ise mevcut bilgiler çerçevesinde mümkün değil” ifadelerini kullandı.
Egeli, füzenin caydırıcılığının hedef aldığı ülkelerin henüz bilinmediğine de dikkat çekti:
“6 bin km menzil kapasitesine sahip olduğu ifade edilen Yıldırımhan, yaklaşık 2 bin km menzil beklenen Cenk balistik füzesinin ulaşamadığı stratejik hedeflere karşı caydırıcılık sağlayacak mı?”
Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler Fotoğraf: AFP/Getty Images/A. Altan
Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, SAHA fuarında Yıldırımhan’ın kullanım koşulları hakkında şu açıklamayı yaptı:
“Bunu yalnızca caydırıcı olarak kullanmamız gerektiğine inanıyoruz; ancak bir gün kullanmamız gerekirse, bunu tereddüt etmeden gerçekleştireceğimizden kimsenin şüphesi olmasın. En etkili şekilde kullanmayı planlıyoruz.”
MSB Araştırma Geliştirme Dairesi
Savunma uzmanı Egeli, Yıldırımhan’ı geliştiren kurum olan MSB Araştırma Geliştirme Dairesi’nin durumunu da ele alıyor.
Egeli, Türkiye’nin uzun menzilli füze sistemlerinin geliştirilmesinde önemli rol oynayan TÜBİTAK-SAGE ve Roketsan gibi kurumların mevcut olduğunu hatırlatarak, “MSB ARGE, daha çok bakım-onarım tesislerinin çatı kuruluşudur. Füze alanında bilinen bir yeteneği yok” diyor.
Egeli, “Yıldırımhan ile Roketsan ve SAGE’den daha ileri teknik ve teknolojik imkanlara sahip üçüncü bir merkez mi yaratılacak? Bu hedef ne kadar ek maliyet ve sürede gerçekleştirilecek?” şeklinde sorular yöneltiyor.
Buna ek olarak, Yıldırımhan’ın tek kademeli bir füze olması ve fırlatıldıktan sonra hedefe ulaşana kadar tek parça uçuş gerçekleştirmesinin, uzun menzil için sorunlu bir nitelik olduğunu vurguluyor.
Egeli, “Tek kademeli bir füze tasarlamak matematiksel olarak mümkün olsa da, bunun verimli olması ve maliyeti açısından pratikte uygulanabilir olması imkansız” diyor.
Yıldırımhan füzesinin sembolik önemi ne?
Güvenlik analisti Burak Yıldırım, fuarda sergilenen “mock-up” maketin test aşamasına uzak olduğunu ancak projenin önemli bir sembolik anlama sahip olduğunu ifade ediyor:
“Türkiye, askeri anlamda elde ettiği yetenekleri sergilemekten çekinmiyor; bu da önemli bir unsur. Bu durumu bir araç olarak değerlendirmek de mümkün.”
Yıldırımhan bu hafta SAHA 2026’da sergileniyor Fotoğraf: Cem Tekkesinoglu/Anadolu Agency/IMAGO
Analist, projenin Türkiye’nin sınırları ötesinde bir yetenek kazandığını göstermesi açısından sembolik önem taşıdığını vurguladı. “Bir ICBM programına sahip olduğunu tüm dünyaya ilan etmek küçük bir şey değil” dedi.
Yıldırım, Türkiye’nin düşman aramak yerine, dünya genelinde müttefik arayışında olduğunu belirterek, bu projenin Japonya’dan Brezilya’ya, Güney Kore’den Pakistan’a kadar geniş bir etki alanı iddiasını yansıttığını kaydediyor.
Analist, Yıldırımhan’ın sunduğu teknik kabiliyetlerin uzay projelerinde de kullanılabileceğine dikkat çekiyor.
Yıldırım, Yıldırımhan’ın caydırıcılık sağlama potansiyelinin önemine de vurgu yapıyor. “İsrail, Türkiye’yi dünyada ‘yeni İran’ olarak tanıtma çabasında. Ancak caydırıcılık yalnızca İsrail için değil, diğer ülkelerden gelebilecek tehditler için de kritik.”
Bu projenin somut bir üründen ziyade bir konsept olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen Yıldırım, “Askeri niteliğini tartışmak şu aşamada gerçekçi değil. Çünkü detaylı bir analiz için teknik bilgilere ihtiyaç var.” ifadelerini kullanıyor.
Füzenin bil
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



