
Her yıl Avrupa’da 1,6 milyon insan tütün kaynaklı nedenlerle yaşamını yitiriyor. Bu durum karşısında Dünya Sağlık Örgütü’nün önerisi oldukça net: Vergilerin artırılması, fiyatların yükseltilmesi ve böylece tüketimin azaltılması. Hatta sigara fiyatlarının en az yüzde 75’inin vergi olması gerektiği savunuluyor. Eğer vergi oranları önemli ölçüde artırılırsa, milyonlarca kişi sigarayı bırakacak, bu sayede birçok ölüm engellenecek ve devletler milyarlarca dolarlık ek gelir elde edecek.
Teorik olarak mükemmel bir formül.
Fakat bu denkleme daha yakından bakıldığında, sonuçların herkes için aynı olmadığını görebiliyoruz.
Zira tütün vergileri, en çok etkileyen tersine artan oranlı vergiler arasında yer alıyor. Yani, gelir düzeyi düştükçe, vergi yükü artıyor. Bu durum verilerle de destekleniyor: Düşük gelirli haneler, tütün üzerinden gelirlerine kıyasla çok daha yüksek vergi ödemek zorunda kalıyor.
ABD merkezli bağımsız kuruluş Tax Foundation’ın yayınladığı bir çalışmaya göre, tütün kullananlar gelirlerinin yüzde 27,9’unu tüketim vergisi olarak öderken, tütün kullanmayanlar bu oranı yüzde 12,1 olarak ödüyor. Bu, iki grup arasında 15,8 puanlık bir fark yaratıyor. Türkiye’de ise en düşük gelir diliminde yer alan tütün kullanıcıları ile tütün içmeyenler arasındaki vergi farkı yüzde 21,1, gelir dağılımının en yüksek diliminde ise bu fark sadece yüzde 5. Bu verilerin günümüzde çok fazla değişmediği görülüyor.
Başka bir deyişle, aynı politika iki farklı ortamda iki ayrı sonuç doğuruyor. Dünya Sağlık Örgütü bu eleştirilere karşı hazırlıklı.
DSÖ, tütün vergilerinin görünüşte tersine artan oranlı olduğunu kabul etmekte; ancak bu vergilerin daha geniş etkileri göz önüne alındığında, aslında yoksullukla mücadelede bir araç olduğunu iddia ediyor. Gerekçe ise basit: Fiyat artışları, özellikle gençler ve düşük gelirli grupları sigaradan uzaklaştırarak, uzun vadede sağlık ve refah düzeyini artırıyor.
Ancak bu yaklaşımın yalnızca bir kısmı gerçeği yansıtıyor.
Çünkü herkes sigarayı bırakmıyor. Hatta büyük bir kesim sigara kullanımına devam ediyor. Bu noktada, politikanın görünmeyen yönleri belirginleşiyor: Sigaraya devam edenler için vergi artışı, doğrudan daha fazla yoksulluk anlamına geliyor. Daha çarpıcı olanı ise bu yükün nasıl karşılandığıdır.
Araştırmalara göre, tütün vergilerindeki artış, düşük gelirli hanelerde sağlık ve eğitim harcamalarının kısılmasına yol açmakta. Yani sağlık koruma amacı güden bir politika, insan sermayesini zayıflatan bir etki yaratabiliyor.
Bunun yanı sıra yüksek vergiler, kaçakçılık ve kayıt dışı piyasaların büyümesine neden oluyor. Bu alanlar, zaten en savunmasız kesimlerin daha güvencesiz koşullarda yaşadığı, kamu denetiminin zayıf olduğu yerler.
Tüm bu durum, kaçınılmaz bir soruyu gündeme getiriyor: Amaç doğru olsa da kullanılan araçlar ne kadar uygun?
Vergi, güçlü bir politika aracı olma özelliğini taşır. Ancak cezalandırıcı bir kimlik kazandığında, özellikle düşük gelirli bireyler üzerinde beklenmeyen sonuçlara yol açabilir. Bazı ülkeler ise alternatif yollar denemekte. Daha az zararlı seçeneklere geçişi teşvik eden politikalar, hem sağlık hedeflerine ulaşmayı hem de gelir dağılımını bozmadan ilerlemeyi mümkün kılabiliyor.
Asıl mesele belki de burada düğümleniyor: Davranış değişikliğini sağlamak için bireyleri cezalandırmak mı, yoksa daha iyi seçeneklere yönlendirmek mi?
Tütünle mücadelede vergi artışları etkili olabilir. Ancak bu, tek başına yeterli değildir. Dahası, yalnızca bu önlem uygulandığında adaletsiz sonuçlar doğabilir.
Bu nedenle tartışmanın kapsamını tütünün zararlı olup olmadığı düzeyinden çıkarmak gerekmektedir. Asıl sorulması gereken, bu zararla mücadele ederken bedeli kimin ödediğidir?
Eğer vergi yükü sürekli olarak en savunmasız kesimlerin üzerinde yoğunlaşıyorsa, tütün vergisi politikası yeniden gözden geçirilmeli düşüncesindeyim.
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



