<p><strong>Tutunamayanlar: Edebiyatın Zihin Açıcı Dönüşümü</strong></p>

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
<p><strong>Tutunamayanlar: Edebiyatın Zihin Açıcı Dönüşümü</strong></p>

Oğuz Atay’ın “Tutunamayanlar” adlı eseri, yayımlandığı günden bu yana Türk edebiyatının en çok tartışılan romanlarından biri olmayı sürdürüyor. Peki, bu roman hakkında günümüzde hangi yeni bakış açıları ortaya konabilir? Eleştirmen ve yazar Murat Belge, İletişim Yayınları’ndan çıkan “Bir Dönüm Noktası Olarak Tutunamayanlar ve Oğuz Atay” kitabında bu sorunun peşine düşüyor. Belge, “Tutunamayanlar”ın olaylı yayımlanma sürecinden yıllar sonra kazandığı geniş okur ilgisini, anlatı tekniklerinden metinlerarası ilişkilere kadar geniş bir perspektifte ele alıyor. Aynı zamanda kitap, romanla ilk kez karşılaşan okurlara yeni bir okuma önerisi sunuyor.

Murat Belge ile bir araya geldik. Oğuz Atay ve “Tutunamayanlar”ın Türk romanındaki yeri üzerinden, romanın ilk yayımlandıktan yıllar sonra kazandığı okur ilgisini, Selim ile Turgut arasındaki ilişkinin roman yapısını nasıl şekillendirdiğini ve Olric’i konuştuk.

– Tutunamayanlar neden Türkiye’de yazılmış en iyi romanlardan biri olarak kabul ediliyor?

“En iyi roman” gibi ifadelerden kaçınmak gerektiğini düşünüyorum. İnsanlar yanılabilir ve bu tür iddialar fazla cesurca. Ancak ben böyle bir değerlendirme yaptım. Bunun gerekçesi, Oğuz Atay’ın romanında gösterdiği derinlik ve yenilik. Örneğin, Yaşar Kemal bir bölgeyi, orada yaşayan insanların karşılaştığı zorlukları anlatırken, Oğuz Atay sadece bir sorunu değil, aynı zamanda romanın kendisini sorguluyor. İç monolog, anlatım biçimleri ve roman yapısı gibi unsurları bilinçli bir şekilde kullanıyor. Türk edebiyatında genellikle teknik arayışlar pek görülmezken, Atay bu unsurları ustaca işleyerek eseri farklı bir boyuta taşıyor. Bu durum, “Tutunamayanlar”ı özel kılan unsurlardan biri.

– Romanda Oğuz Atay’ın mühendis zekâsını da görüyoruz.

Kesinlikle. Edebiyatçı olmayan bir yazarın bu denli derin bir şekilde edebiyatı ele alması oldukça şaşırtıcı.

– Javier Cercas’la gerçekleştirdiğim bir röportajda, edebiyatın “yararlı olma” iddiasının, onu propaganda ya da pedagojik bir metne dönüştüreceğini belirtmişti. Türk romanında ise çoğu zaman okura bir şey öğretme isteği ağır basıyor. Oğuz Atay’da böyle bir kaygı yok. Bu durumun başarısına etkisi olduğunu düşünüyor musunuz?

Elbette. Türkiye’de roman uzun bir süre gerçekçi anlatım çizgisinde ilerlerken, modernist romanda anlatım biçimi, anlatılan konudan daha belirleyici hale geliyor. Oğuz Atay, “Tutunamayanlar” ile bu açıdan önemli bir kırılma yaratmıştır.

Murat Belge iahaber ofisinde…

– 1970’lerdeki mesafeli karşılamayla, 80’ler ve 90’lardaki yoğun ilgi birlikte düşünüldüğünde, “Tutunamayanlar”ın okurla kurduğu ilişki nasıl değişti?

Muhtemelen kuşak farkı etkili oldu. İlk karşılayanlar farklı bir nesildi. Ancak romanın ikinci doğuşunda çok farklı bir okur kitlesi ile karşılaştı. Bence bu noktada okurlar, eleştirmenleri de geride bıraktılar. (gülüyor)

– Sizce roman ne kadar otobiyografik unsurlar taşıyor?

Oğuz Atay, edebiyatı çok dikkatli bir şekilde kurgulayan bir yazar. Edebiyatın hammaddesi büyük ölçüde kendi yaşamıdır. Kendi hayatında başkalarının belki de göz ardı edeceği bazı olayları derinlemesine yaşamış gibi görünüyor. Bu durum, romanın yapısında da kendini gösteriyor. “Tutunamayanlar”da Turgut, Selim’in yaşamını anlamaya çalışırken, çeşitli insanlarla konuşarak parçaları bir araya getiriyor; bu da romanın biçimini oluşturuyor.

– Sizce Oğuz Atay nasıl bir insandı?

İnce düşünceler üretebilen ve bunlar doğrultusunda hareket eden bir kişiydi. “Tutunamayan” kavramı da oldukça incelik gerektiren bir durum. Duyarlı, karmaşık insani durumlarla tanışık biriydi. Ancak en önemlisi, mizah yeteneğine sahipti; zorlu durumlarda bile gülünecek noktaları bulabiliyordu. Bu, acı olanı göz ardı ettiği anlamına gelmez.

– Bu arayış, bir dostluğu mu yoksa tamamlanamayan bir “anlama çabası”nı mı anlatıyor? Yoksa Turgut, Selim’i anlamak için değil, onu yeniden inşa etmek amacıyla mı yazıyor?

Bu noktada biraz itirazım var. Üzerine tartışmak fena olmaz. Bence mesele sadece “tutunamamak” değil. Selim’den alınacak dersler var; onları alıp hayatı farklı bir şekilde yaşamak lazım. Ayrıca, Selim’in Nermin’e karşı biraz kötü davrandığını düşünüyorum; Nermin bu muameleyi hak etmiyor.

– Nermin’e gelmek istiyorum. Selim’in kadınlara bakışı “tam ergenleşmemiş erkek çocuk tavrı” olarak tanımlanabilir. “Tutunamayanlar” bu sorunlu erkeklik biçimini görünür kılmıyor mu?

Böyle titiz düşünen bir kişinin, kadın-erkek ilişkilerine geldiğinde, alışılmış bir bakış açısıyla düşündüğünü görmek ilginç. Bu da anlaşılabilir bir durum; çünkü toplumda erkekler böyle yetiştiriliyor. Oğuz Atay, diğer konularda gösterdiği keskinliği burada tam olarak yansıtamamış gibi görünüyor.

Ebru D. Dedeoğlu ve Murat Belge

– Eğer roman Turgut’un metniyse, Selim’in kadınlara bakışındaki sorunlu dil Turgut’un filtresinden geçmiyor mu? Yani roman, Selim’i değil de Turgut’un ahlaki sınırlarını mı açığa çıkarıyor?

Evet, bunu söylemek mümkün. Romanda Selim güçlü bir figür olarak görünse de, anlatı tamamen Turgut’un bakış açısıyla şekilleniyor. Bu nedenle Turgut’un da kendine özgü kusurları olması oldukça doğal. Roman boyunca, Selim’i anlamaya çalışırken kendi hayatıyla da yüzleşen bir Turgut karşımıza çıkıyor.

– Olric, Turgut’un “alter ego”su mu? Eğer Olric ile Turgut arasında bir ast-üst ilişkisi varsa, Turgut’un iç dengesini kurmakta zorlandığını söyleyebilir miyiz?

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın