Umudun Kırılması: Türkiye’de Korku ve Direniş

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Umudun Kırılması: Türkiye’de Korku ve Direniş

AKP, yani artık “Adalet ve Kılıçdaroğlu Partisi” olarak adlandırılan yapı, insanlara en büyük kötülüklerden birini yaptı: Umut etme hakkına ve umut özgürlüğüne saldırdı!

Cumhuriyetin ve demokrasinin temelinde yatan en önemli kavram “umut”tur. “Bir şeylerin değişebileceğine, daha iyi bir hale gelebileceğine dair umut!” bu vaadin özüdür.

Anayasalar ve yasalar bu “umut”u “korku” ile çevrelese de, eğitim, sağlık, örgütlenme, protesto gibi haklar, elbette “seçme-seçilme” hakkı da, nihayetinde “umut”la ilgilidir. Kağıt üzerinde kalan bu haklar bile önemli bir anlam taşır.

İktidarın ve onun kontrolündeki KK’nın saldırdığı bu haklar, yalnızca CHP’ye veya KK dışındaki CHP’ye oy vermeyi düşünenler için değil, AKP’li seçmenler için de geçerlidir. Onların da, yaşamın zorluklarıyla başa çıkmaya çalışan bireyler olarak doğal hakları olan “umut”ları vardır.

“Umut”un bileşenleri şunlardır: Adalet, eşitlik, daha iyi bir gelecek, haklar ve özgürlükler. “Daha iyi bir gelecek” bu unsurları bir araya getirir. Bu gelecek, ülke için, birey için, aile için ve çocuklar için daha iyi bir yaşamı ifade eder.

Devletin, iktidarların ve toplumun endişeleriyle kuşatılan “korku” ortamında, “umut” gülümsemezse geriye yalnızca despotluk, otoriterlik ve faşizm kalır.

John Rawls, adalet teorilerinde “Makul Umut” kavramını geliştirmiş ve bunu “Gerçekçi Ütopya” ile ilişkilendirmiştir. Bu yaklaşım, yurtta adil, dünyada adil bir hukuk sisteminin varlığına işaret eder.

“AKKP” operasyonu, pek çok açıdan “toplumsal umut”a bir saldırı niteliğindedir. Çeyrek asırlık bir iktidar, toplumun hayatını ekonomik krize mahkum etmiş, eğitimi, adaleti ve hakkaniyeti çürütmüştür. Bu durumda, bireysel değişim çabalarının engellendiği bir ortamda toplu bir değişim beklentisi doğar.

“Adil seçim” en kötü senaryoda bile “umut”u canlı tutar. Hayal kırıklıklarıyla sonuçlansa bile, bu durum umudu başka birine taşır.

Ancak, bu “umut”un yok edilmesi, insanların teslim alınmasını ve çeyrek asırlık “kaderin” tüm yüklerinin topluma yüklenmesini hedefliyorlar. Bu sadece CHP’nin seçmenlerinin umutları değil, herkesin umududur.

Bilgi Üniversitesi’nin kapatılması gibi iktidar zorbalıkları karşısında direnenlerden biri de “başörtülü öğrenci Hafize” oldu. Evinden gözaltına alınmasının nedeni, onların da bir şeylerin değişebileceğine dair umut taşımalarını engellemektir. Boğaziçi direnişinde zorbalıkla kapatılan öğrenci kulübü önündeki başörtülü öğrencinin çaldığı keman da “çok rahatsız edici” bir simgeydi.

İnsanların, gençlerin “bir umut” etrafında birleşmesini istemiyorlar. Aralarındaki “farklılıkların” bir “umut duygusu” ile silinip yok olmasını engellemek, “umut”un toplumsallaşmasını istemiyorlar.

Özgür Özel ve destekçileri, bu durumun ne kadar farkında ve direniş-umut hareketi ile teslimiyet arasında nasıl bir denge kuracaklar, merak konusu. Ancak, KK’nın toplum tarafından bir kenara itildiğini ve iktidarın da kendi ayağına sıktığını biliyoruz.

İnsanların aşını, eğitimini, işini, haklarını, özgürlüklerini, geleceğini ve doğal kaynaklarını gasp edebilirsiniz ama “umut”u öldürmeye kalktığınızda, çoğunluğun kalbi ve vicdanı buna karşı duracaktır. Zira “umut” yoksa, “daha iyi bir gelecek umudu” ve “bir şeylerin değişebileceği umudu” da yok olur ve insanlar nefessiz kalır.

Evrensel hukukun idam, müebbet veya ağır ceza mahkumlarına bile “umut hakkı” tanıdığı bir ortamda, hiç kimse evinde, sokakta, işte veya işsizlikte “tamamen umutsuz” olmayı kabullenemez.

Umudun boğulması için yapılan bu operasyon, belki de umudun direncini artıracak, daha yayılmasına ve güçlenmesine sebep olacaktır.

“Korku demokrasisi”ne karşı “umut demokrasisi” anlayışı vardır çünkü!

Yıllardır kaleme aldığım yazıların özü de budur aslında!

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın