
Geçtiğimiz cuma, Vasıf Kortun’un yeni yayımlanan kitabını edinmek ve bu eser üzerine yapacağı konuşmayı dinlemek için Salt Beyoğlu’na gittim. Salon oldukça kalabalıktı. İlginin tek sebebi yeni bir kitap olmanın ötesinde, Türkiye’de güncel sanatın son otuz yılına tanıklık eden bir sanatçının bu süreçleri nasıl yorumlayacağıydı.
Sanat camiasında Vasıf Kortun’un ismi herkes tarafından bilinir. Ancak tanımayanlar için kendisinin bir küratör, yazar ve eğitimci olduğunu belirtmek gerek. İstanbul Bienali’nin yanı sıra Venedik ve São Paulo gibi prestijli uluslararası bienallerde küratörlük yapan Kortun, Platform Garanti Güncel Sanat Merkezi ve Salt gibi araştırma ve arşiv odaklı kurumların oluşumu üzerinde büyük bir etki yarattı. Dijital hafızanın inşasında da öncülük eden Kortun, bağımsız küratörlük ve kurumların rolünü sorgulayan bakış açısıyla önemli bir figür haline geldi.
Sezin Romi ile gerçekleştirdiği nehir söyleşisiyle oluşan “Nerden Geldik Buraya: Vasıf Kortun’u Okumak” adlı kitap, 1977’den günümüze Kortun’un sanatla kesiştiği anları bir araya getiriyor. Salt ve Robinson Crusoe 389 iş birliğiyle yayımlanan bu eser, Kortun’un kişisel hikayesinin ötesinde, Türkiye sanat sahnesinin son kırk yılına dair bir hafıza kaydı oluşturuyor.
Kortun’a kitabı imzalatmak istediğimde, “kimse imza istemesin” demeye niyetleniyordu. Bu sebeple, imzasını biraz isteksiz bir şekilde attı. O esnada, bir söyleşi yapma sözü de aldım. Kitabını okuduktan sonra yapacağımız bu söyleşi için merak ettiğim konuları, konuşma sonrası tartışmaları dinlemekle yetindim.
Söyleşinin odağı: Fonlar
Konuşmasında Kortun, özellikle 1990’lardan itibaren Türkiye sanat alanındaki finans kaynakları üzerinde durdu. Bu kaynakların kökenleri, uluslararası ve yerel dinamiklerle etkileşimleri, koşulları ve kesintiye uğradıkları dönemler hakkında kapsamlı bir çerçeve sundu. Avrupa merkezli kültür fonlarının 2010’lu yıllarda, hem küresel politik atmosferdeki değişimler hem de Türkiye’deki siyasi dönüşümle birlikte nasıl daraldığını detaylı bir şekilde anlattı.
Beklemediğim bir yönelimi dinlerken sıkılmaya başlamıştım ki, fonlar kurumadan önce kaynakların nasıl kullanıldığına dair bir eleştiride bulundu. Sanat profesyonellerinin, yalnızca sergileme ve sanatçı projelerinde kullanılmasından dolayı aslında “neoliberal bireyler” olduklarını ifade etti.
Konuşmanın en ilgi çekici noktalarından biri, kesilen fonların ardından yeni kaynak adresi olarak “Körfez” ülkelerini göstermesiydi.
“Batı’da sanat bitti” mi?
Sanatın devlet ve sermaye arasında sıkıştığı, sanatçı bağımsızlığının neredeyse yok olduğu bir ortamda, “sponsorların kendi parametrelerine göre destek verdiklerini” ve hâlâ devam eden “fon ve hibelerin kesilme korkusunun” projeleri sansürden önce etkilediğini dile getirdi. Sunmuş olduğu perspektif, sanatın bağımsızlaşması yönünde bir çözüm arayanlar için hayal kırıklığı yaratırken, aynı zamanda şaşkınlık da uyandırdı.
Kortun, Türkiye sanat camiasının yönünü Batı’dan Körfez’e çevirmesi gerektiğini savundu. Aynı zamanda, “Batı’da sanat bitti” ifadesiyle dikkat çekti. Tüm bunları, konuların “altını havalandırmak” amacıyla ortaya attığını düşünüyorum.
Dinleyicilerden gelen sorular, sanat camiasının içinde bulunduğu çıkmazdan bir çıkış yolu aradığını gösteriyordu. Kortun’a göre çözüm, ulus ötesi ittifaklarda gizliydi fakat bunun için hazır bir reçetesi yoktu.
Zamanın yıkıcılığı karşısında sanat ekolojisinin —Kortun bu noktada ekosistem yerine ekoloji kavramını tercih ediyor— nasıl bir tutum sergileyeceği gibi kritik konular, sadece “konuların altını havalandırmakla” sınırlı kaldı ve derinlemesine bir tartışmaya dönüşemedi.
Kitap söyleşisi olarak başlayan etkinlik, Türkiye’de sanat ekolojisinin yapısal sorunlarını gün yüzüne çıkardı. Forumlarla daha çok bir araya gelinmesi gerektiği vurgusu, son zamanlarda bu tür buluşmalarda daha sık gündeme geliyor. Gençlerin örgütlenmenin korkulacak bir şey olmadığını kavrama çabası, hala devam eden çekinceleri net bir şekilde ortaya koyuyor. Oysa Kortun’un kitabında belirttiği gibi “Yaşadığımız zamanın zulmü çok ağır.”
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



