Wagner’in Bayreuth’unda Siyasi Tartışmalar

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Wagner’in Bayreuth’unda Siyasi Tartışmalar

iahaber Haber Merkezi

Almanya’nın Bayreuth şehrinden yazıyorum. Bugün, dünya opera tarihinin önemli figürlerinden biri olan Richard Wagner’in mezarını ve ikametgahını ziyaret ettim.

Wagner’in inşa ettirdiği opera binasında, onun en bilinen eserlerini izleme fırsatım oldu. Bu mekan, dünya müziği açısından son derece kıymetli bir yer olarak öne çıkıyor.

iahaber’E ABONE OL,
BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞİ DESTEKLE!

ABONE OL

Bu nedenle burası benim için her yıl adeta bir detoks alanı haline geliyor. Bu akşam, Wagner’in en uzun eseri olan Rienzi’yi dinleyeceğim.

Altı saat sürecek olan bu operanın ilk perdesi kesintisiz iki saat sürüyor. Bu yüzden biraz dinlenerek gitmeyi planlıyordum.

Ancak önceki gün gelen haberler, YouTube programcılığı yapan Bahar Feyzan’ın kanalında verdiğim mülakat nedeniyle savcılığın hakkımda soruşturma başlattığını öğrenmeme neden oldu.

Bu mülakatta, İspanya’daki Franco rejimi ile Erdoğan yönetiminin benzer olduğunu ifade etmişim. Ancak şu an yazıyı kaleme aldığım zamana kadar savcılıktan bir bildirim almadım. Değerlendirmelerini nasıl yapacaklarını elbette bilmiyorum.

Ancak söylediklerimi çok iyi hatırlıyorum…

İspanya’daki Franco rejimi ile Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan yönetimini benzer şekilde değerlendirecek durumda değilim. Kendini “muhalif” olarak tanımlayan en radikal birey bile bu benzetmeyi yapamaz.

Bu muhalifler, her gün Kemal Kılıçdaroğlu için “13 kere seçim kaybetti” ifadesini kullanıyorlar.

O zaman şu soruyu sormak lazım:

“Kılıçdaroğlu 13 kere seçim kaybettiyse, bu seçimleri kim kazandı?”

Her seferinde Erdoğan, kendi yetenekleriyle bu seçimleri kazanmıştır.

Dolayısıyla, eğer bu şekilde düşünürseniz, aklınız ve mantığınız sizi bu gerçeği kabullenmeye yönlendirir.

Evet, 13 kez seçim kaybeden Kılıçdaroğlu ile onun kaybettiği seçimleri Erdoğan’ın kazanmış olması gerçeği arasında bir karşılaştırma yapılabilir.

Oysa Franco, 30 yıllık iktidarı boyunca hiç seçim yapmamıştır. Bu durumda, 13 kez seçim kazanmış birini, iktidarı zorla ele geçirmiş bir diktatörle aynı konumda değerlendirmek mümkün mü?

Eleştirilerde bulunanlar da bu karşılaştırmayı yapamıyor, ben de yapamam. Eğer bir yanlış anlaşılma varsa, bunu düzeltmekte fayda var.

Peki, ben ne söyledim? 1977’den sonra Türkiye’de Hacettepe Üniversitesi’nde iletişim sosyolojisi, sosyoloji ve siyaset sosyolojisi dersleri verdim.

Yıllar boyunca, toplumlarda diktatörlük ve demokratik rejimlerin varlığını anlattım.

Franco, tipik bir diktatörlük olarak seçime dayalı bir iktidar değilken, demokratik sistemlerde seçimle iş başına gelen yönetimler bulunmaktadır.

Seçimle iş başına gelen demokratik ülkelerde iki farklı eğilim söz konusudur: Biri, liderin karizması ve kişisel başarısı üzerine kurulu yönetimler, diğeri ise güçlü bir liderin kontrolü altındaki yönetimlerdir.

Demokratik sistemlerde, bu iki ayrı yönetim biçimi ortaya çıkar. Biri liderin karizmasına dayanmayan, diğeri ise liderin karizması etrafında şekillenen yönetimlerdir.

Güçlü karizmaya sahip liderlerin yönettiği yönetimler, liderin yokluğunda sona erebilir. Çünkü o liderlik karizması bir günde oluşmaz.

Söylediğim şudur: O liderler gittiğinde, o yönetim tarzı da ortadan kalkar.

Bu konuyu belki 30 kez anlattım. İki yönetim türünün birbirine benzer olduğunu iddia etmek mantıksızdır.

Ancak demokratik sistemlerde, bir kişinin karizması etrafında güçlenen yönetimler, o kişi siyasetten ayrıldığında veya vefat ettiğinde sona erebilir.

Nitekim, De Gaulle dönemi Fransası ve Orban yönetimi Macaristan’ında olduğu gibi, Trump’ın da bir daha seçilme hakkı yok. O ayrıldığında, kurduğu güçlü liderlik yönetimi de bitecek.

Bu kişiler, seçimle gelen liderlerdir. Ben Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı bu sınıfa dahil ediyorum. Franco gibi birinin sınıfına sokmam, hayatım boyunca edindiğim eğitim ve dünya görüşüme zıttır.

15 Temmuz gecesi FETÖ darbesi başladığında, Aydın Doğan’a telefon edip “Bu ülkenin seçilmiş Cumhurbaşkanı’na karşı bir darbe var. Biz bunun karşısında durmalıyız” dedim. O da benimle aynı görüşteydi. O gece CNN Türk televizyonuna çıkıp “Bu bir darbedir ve gazeteciler bunu kabul edemez” dedim. Ertesi sabah Hürriyet’in yıldırım baskısında bunu ilk yazan kişi oldum.

13 kez seçim kazanmış bir Cumhurbaşkanı hakkında farklı bir düşüncem olamaz.

O gün Bahar Feyzan’a da şunu belirttim: Adalet, insan hakları ve medya özgürlüğü konusunda daha yumuşak bir politika izlenirse, Cumhurbaşkanı Erdoğan daha kolay bir şekilde seçilebilir.

Bunları dün söylemedim; 1970’li yılların başından beri ifade ediyorum.

Ne yazık ki, 150 yıllık Bayreuth tarihinde ilk kez sahnelenecek olan Rienzi’yi keyifle izleme fırsatım olmayacak.

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın