
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek‘in Adalet Bakanlığı görevinden sonra başsavcılığa atanmasıyla ilgili eleştirilere yanıt vermek amacıyla bir analiz kaleme aldı. Uçum, “Öteden beri bir ezber var” diyerek, bu eleştirilerin yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusundaki yanlış anlamalardan kaynaklandığını vurguladı. Uçum, “Eğer bu abes bakış açısıyla devam edilirse, avukatlıktan savcılığa ve hakimliğe geçişin engellenmesi gerekir. Ayrıca, meslekten ayrılıp dönenler ile Adalet Bakanlığında idari görevlerde bulunup sonra kürsüye geçenlere de hiçbir imkan tanımamak gerekir. Bu tür düşünceler, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığının ne anlama geldiğini anlamamak ya da bilerek çarpıtmaktır” şeklinde ifade etti.
Uçum’un Anadolu Ajansı’ndaki analizinde durumu daha detaylı bir şekilde açıkladı: “Türkiye’de uzun zamandır süregelen bir ezber var. Önceleri HSYK (Hakimler ve Savcılar Kurulu) Başkanı’nın Adalet Bakanı, Bakanlık Müsteşarı’nın ise Kurul üyesi olması yargı bağımsızlığı açısından sorun olarak görülürdü. Bu bakış açısının, başkanlık sisteminde bazı çevrelerde hâlâ devam ettiği gözlemleniyor.”
Bu yaklaşım, demokrasilerde yargı erkinin işleyişi açısından seçkinci ve antidemokratik bir tutumu yansıtmaktadır. Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı, yargı mercilerinin işlerini yerine getirirken uyulması gereken niteliklerdir. Ancak bazı kişiler, yargı mercilerinde görev yapan hakim ve savcıların daima bağımsız ve tarafsız olması gerektiğini düşünmektedir. Yargıda başörtüsü yasağını bile bağımsızlık ve tarafsızlıkla ilişkilendiren zihniyetler de geçmişte yaşanılan olaylarla hafızalarda yer etmiştir.
Bu bağlamda, bir savcının idari bir göreve geçmesi ve ardından tekrar savcılığa dönmesini yargının bağımsızlığına ve tarafsızlığına aykırı görmek, akıl dışı bir yaklaşım örneğidir. Bu tür bir bakış açısıyla hareket edilirse, avukatlıktan savcılığa veya hakimliğe geçişler de engellenmelidir. Ayrıca meslekten ayrılıp dönenler veya Adalet Bakanlığı’nda görev yapıp sonra yargıya dönenler açısından da aynı kısıtlamaların getirilmesi gerekecektir.
Tüm bu durumlar, yargının bağımsız ve tarafsız olmasının anlamını bilmemek ya da bilerek çarpıtmak anlamına gelmektedir. Ele alınan bu yaklaşımların temelsiz olduğunu anlamak için yargının niteliklerini hatırlamak önemlidir.
Yargı Erkinin Nitelikleri
Yargı erkinin birinci niteliği, egemenliğin yasama ve yürütme ile birlikte üç temel fonksiyonundan biri olmasıdır. Yargının egemenlik fonksiyonu iki temel özelliğe sahiptir. Birincisi, yargı kararlarını egemenliğin sahipleri adına verir. Cumhuriyet biçimindeki devletlerde yargı, kararlarını millet adına alır. İkincisi, yargı idaresinin egemenliği kullanan iradeye bağlı olması gereklidir, yani yargının idaresinde meşruiyet bulunmalıdır. Tam demokratik sistemlerde yargı idaresinin halk iradesine bağlı olması şarttır.
Dolaylı demokratik meşruiyet için yargı idaresinin yapısının halk tarafından seçilmiş iradelerce belirlenmesi gerekmektedir. Türkiye’de HSK’nın yedi üyesinin TBMM tarafından, altı üyesinin ise Cumhurbaşkanı tarafından belirlenmesi, yargı idaresinde gerekli demokratik meşruiyetin bir sonucudur. Adalet Bakanı’nın HSK’nın başkanı ve yardımcısının kurul üyesi olması, yargı idaresinde zorunlu demokratik meşruiyetin bir gereğidir. Eğer yargı idaresinde demokratik meşruiyet sağlanamazsa, yargısal aktivizm sıradan bir durum haline gelir ve antidemokratik bir yargıç rejimi ortaya çıkar. Ülkemizde geçmişte yaşanan yargısal aktivizmin kötü tecrübeleri hala akıllardadır.
Yargı erkinin ikinci niteliği ise bağımsızlık ve tarafsızlıktır. Yargının bağımsızlığı, ülke içindeki yasama ve yürütme erkleri ile çeşitli güç odaklarına karşı olduğu gibi, dışarıdaki kuvvetlere karşı da bağımsızlık anlamına gelmektedir. Yargının tarafsızlığı, tüm çıkar odakları ile yansız kalmak demektir. Yargının bu niteliklerinin eksiksiz uygulandığı durumlarda, ülke yargıları millilik özelliği kazanır.
Milli Yargı ve Uluslararası Sistem
Bağımsız bir ülke, egemenlik hakkının bir fonksiyonu olan yargısının millilik özelliğinin zayıflatılmasını veya ulusal yargı yetkisinin tamamen ülke dışı mercilere devredilmesini kabul edemez. Ulusal yargı yetkisinin kısmen ya da tamamen dışarıya devredilmesi, o ülkenin tam bağımsızlığını ortadan kaldırır.
Ulusal yargı bağımsızlığına dayanan bir milli yargıya sahip olmak, uluslararası sözleşmelere taraf olmanın önünde engel teşkil etmez. Aynı şekilde, ülkelerin uluslararası yargı mercilerinin sınırlı yetkilerini kabul etmeleri de mümkündür. Ancak bu tür ilişkiler, ulusal yargının bağımsızlığını ve esas olma özelliğini zayıflatacak şekilde yorumlanamaz. Asıl olan, ulusal yetkilerdir; uluslararası düzenlemeler ve kararlar ikincil bir niteliğe sahiptir. Nihayetinde, milli yargı mercileri tarafından verilen kararlar geçerli ve bağlayıcı olacaktır.” (AA)
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



