Yargı Sisteminde Önyargı Sorunu Çözülmeli!

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Yargı Sisteminde Önyargı Sorunu Çözülmeli!

Hukukçular dikkat etmelidir ki, birçok ülkede yargıçların duruşma öncesinde dava dosyasını incelemesi yasaklanmıştır.

Bu yasak, önyargıların oluşmasını engelleme amacı taşır ve mantıklı bir düzenlemedir.

Ancak, ülkemizde durum tam tersidir. Adalet müfettişleri, duruşma aşamasına geçmeden dosyayı incelemeden hareket eden yargıçları eleştirmektedir.

Bu eleştiriler genellikle bilinçsizce yapılmaktadır.

Zira bu eleştirileri yapanlar, inceleme yaptıkları dosyadaki bilgilere dayanarak duruşma öncesinde önyargıların oluşmasına katkıda bulunduklarının farkında değillerdir.

Çoğu yabancı hukuk sistemlerinde ise, dava dosyası öncelikle duruşma yazmanı tarafından incelenir ve yargıca eksiksiz bilgi verilir.

Yazmanın verdiği eksik bilgi nedeniyle sorumlu tutulması da bu nedenle gerçekleşir.

Yargıç, bu bilgiler doğrultusunda bilirkişi incelemeleri veya keşif yapılmasına karar verir ve ardından duruşma tarihini belirler.

Ülkemizde ise, böyle bir yargılama modeli mevcut değildir.

Örneğin, iddianame veya dava dilekçesi üzerine hemen duruşma tarihi belirlenmekte, daha sonra ise eksik harç yatırımı gibi konular için ayrı ayrı duruşma günleri tayin edilmektedir.

Bu süreçlerin tamamlanması aylar sürebilmektedir.

Böyle bir ortamda yetişen yargıçların, hangi hukukun ve adaletin temsilcisi olduğu sorgulanmalıdır.

Hukukun doğru uygulanması için ant içen yargıçlar, savcılar ve avukatlar, bu ortamda önyargısız bir şekilde nasıl katkı sağlayabilirler?

Uygulamada bir diğer sorun ise, “Yargıç değişikliği nedeniyle eski tutanaklar okundu” ifadesiyle duruşmaların sürdüğüne dair sıkça gözlemlenen durumdur.

Bu tutanakların gerçekten okunduğuna dair bir tanıklığınız oldu mu, sayın yargıçlar?

Cevap elbette “hayır” olacaktır.

Bu durumda, okundu denilerek bir yalan söylenmektedir.

Peki, bu yalan üzerine düzenlenen tutanakların hukuktaki anlamı nedir, hiç düşündünüz mü?

Bu konuda bir meslektaşınız olarak sizleri düşünmeye davet ediyorum.

Bu meseleler üzerine düşünmek, öncelikle sizlerin görevidir, sayın hukukçular, yargıçlar, savcılar ve avukatlar.

İnsanlarımızın bu konudaki çığlıklarını duyun ve gerekeni zamanında yapın.

Geç kalındığını da belirtmek gerekir.

Cumhuriyetin yüzüncü yılını geride bıraktık ve Batı yasalarının alınmasının üzerinden neredeyse bir yüzyıl geçti.

Ancak, bu yasaları hâlâ doğru bir şekilde uygulamakta zorlanıyoruz.

Bununla ilgili daha önce yayımlanan kitaplarımda örnekler sundum.

Tek oturumda gerçekleşen duruşmaların dahi aylarca sürdüğü bir durumdayız.

Bazen anlaşamadığımız sorunları, “içtihatları birleştirme” gibi nadir ve tartışmalı yöntemlerle çözmeye çalışıyoruz.

Yirmi birinci yüzyılda, üzerinde uzlaştığımız bir hukuk sözlüğünün bile olmadığını belirtmek gerekir.

Her hukukçu, duruşma aşamasında iddia ve savunma haklarını kullanabilmeli, yargıçlar da bu bilgileri değerlendirerek karar vermelidir.

Ancak ülkemizde, bu sağlıklı tartışma ortamı yoktur.

Tarafların görüşleri alındıktan sonra, yeterince tartışma olmadan hızlıca karar verilmektedir.

Bu durum, gerçek bir tartışma değil, sadece yüzeysel bir durma halidir.

Ağır bir hukuk yanılsaması yaşanmaktadır.

Cumhuriyetin yüzüncü yılını geride bıraktık, bu konuları düşünmek ve karar vermek için geç kalındı.

Anayasal hak arama özgürlüğünün ülkemizde sağlanabilmesi için gereken adımların acilen atılmasını istiyorum.

İnsanlarımız adaletin sağlandığını görmeli, yargı sistemine güven duymalıdır.

Mahkeme kararlarının AİHM önünde sık sık bozulmaması için, hukukun gerekliliklerini yerine getirmek şarttır.

Bu durumu değiştirmek için harekete geçmeliyiz.

Taşrada görev yaptığım dönemlerde duruşmaların tek oturumda bitirilmesini sağladım.

Bu deneyim, duruşmaların verimliliği konusunda bir örnek teşkil etmektedir.

Ülkemizde yaşanan duruşma anlayışının ve verilen kararların hukuki geçerliliği üzerine düşünmek önemlidir.

Geçersiz kararlarla yönlendirilen bir toplumda, ne adalet ne hukuk ne de mutluluk bulunabilir.

Bu geçersizlik oranını sorgulamaktan çekinmeyelim.

Birçok yargıç, tek oturumda duruşmanın bitirilemeyeceğini belirtmektedir.

Buna göre, ülkemizde tek oturumda karar verebilen dava sayısı oldukça düşüktür.

Bu durumda, hukukun geçerliliği açısından alarm verici bir tablo ile karşı karşıyayız.

Toplumumuz, sürekli çürüyen bir durum içerisindedir.

<p class="p </p>

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın