
Karar yazarı Taha Akyol, Türkiye’de yastık altında saklanan 600 milyar dolar değerinde altın bulunduğunu ifade ederek, bu durumun iki temel sebebe dayandığını belirtti: “Birincisi, ekonomi yönetimine duyulan güvensizlik; ikincisi ise tarihi alışkanlıklar veya gelenekler.” dedi.
Akyol, “Reuters’a göre, yastık altında tutulan altınların toplam değeri 600 milyar dolara ulaşmış durumda! Bu, milli gelirimizin yüzde 48’ine denk gelen oldukça yüksek bir oran! Bu miktar, ihtiyaç halinde bozdurulup harcandığı için, Merkez Bankası’nın uyguladığı “sıkı para politikası” beklenen etkiyi yaratamıyor. Merkez Bankası’nın enflasyon tahminlerini sürekli olarak yukarı yönlü revize etmesinin sebeplerinden biri de buymuş. Başkan Fatih Karahan bu durumu dile getiriyor. İkinci ve en önemli nokta ise, bu devasa servetin ekonomiye herhangi bir finansman katkısı olmaksızın yastık altında bekliyor olmasıdır. Eskilerin “iddihar” dediği bu durumu, fakültedeki iktisat hocamız merhum Prof. Yüksel Ülken “gömüleme” olarak tanımlardı. Eğer bu 600 milyar dolarlık servetin onda biri bankalara yatırılır veya tahvil alınırsa, ekonomide önemli bir rahatlama sağlanabilir; ancak bu miktar hâlâ yastık altında tutuluyor.” şeklinde yazdı.
Akyol, “İki temel sebep var: Birincisi, ekonomi yönetimine güven eksikliği; ikincisi ise tarihsel alışkanlıklar.” diyerek devam etti:
“Eğer hükümet, Türk lirasının değerinde uzun vadeli bir istikrar sağlama konusunda güven veriyor olsaydı, bu 600 milyar dolarlık servetin büyük bir kısmı bankalara veya borsa gibi piyasalara yönelirdi; bu durum, ülkemizin kredi kapasitesini artırır ve borsanın işlem hacmini büyütürdü. Tahvile yönelmesi durumunda ise, hükümetin borçlanma maliyetleri bu kadar yükselmezdi.”
Akyol, iktidarın hatalı politikaları ve özellikle de “faiz sebeptir” anlayışı yüzünden Türk lirasının değer kaybettiğini ve enflasyonun yükseldiğini ifade etti. Makro dengelerin bozulması sonucunda hükümetin, giderleri karşılamak için yüksek faizle borçlanmak durumunda kaldığını belirtti. Ali Babacan’a göre, 2026 bütçesinde faize ayrılan miktar toplamda 2 trilyon 742 milyar TL’yi buluyor!
(…)
Akyol, bu durumu, “paradigma değişimi, heterodoks iktisat, Türkiye modeli” şeklinde duyurulan politikaların sonuçları olarak değerlendirdi.
Bu yanlış politikalar sayesinde Mehmet Şimşek’le kısmen bir değişim sağlanmış olsa da, yapısal reformlar hala hayata geçirilmedi. Cumhurbaşkanlığı sisteminde, başta Merkez Bankası olmak üzere birçok kurumun bağımsızlığı ortadan kaldırıldı. Yargı bağımsızlığı ise oldukça zayıf bir durumda.
Tüm süreç hâlâ “tek kişilik hükümet”in kontrolünde ilerliyor. Bu durum, “yatırım güvenliği”ni temin etmekte yetersiz kalıyor.
Erdoğan hükümeti, kendi ekonomik başarılarını kendi rakamlarıyla ortaya koymuş durumda.
İlk on yıl içerisindeki yüksek ekonomik performansa atıfta bulunarak, 2023 yılı için kişi başı gelir hedefinin 25.000 dolar olacağı açıklanmıştı; bu, 2011 seçim bildirisinde yer alıyordu.
Hesaplamalar bu hedefin gerçekleşebileceğini gösteriyordu. Ancak, 25.000 doları hedefleyen bir Türkiye’de, Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2025 yılında “17 bin dolara ulaştık” şeklinde bir “müjde” veriyordu! (17 Kasım 2025)
Bu durum, bahsedilen karneye işaret ediyor; söz konusu rakamlar kendisine ait.
Türkiye için hukuk devleti, bağımsız yargı, güçlü kurumlar ve liyakat sistemi, ekonomik büyüme için hayati ön koşullardır.
Yazının tamamını okumak için tıklayın.
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



