Yatırımcıyı Korkutan Türkiye’deki Hukuk Krizi

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Yatırımcıyı Korkutan Türkiye’deki Hukuk Krizi

Dün gerçekleştirilen grup konuşmasında CHP Genel Başkanı Özgür Özel, yabancı yatırımları artırmak amacıyla yasal düzenlemelerin yapılacağını belirten Adalet Bakanı Akın Gürlek’in sözlerini hatırlattı. Özel, “Bu ülkede hiç kimsenin malı mülkü güvence altında değil” ifadeleriyle durumu eleştirdi.

Türkiye, uzun bir süredir aynı sorunun çerçevesinde dönüp duruyor: “Neden yabancı yatırım gelmiyor?”

Bu sorunun yanıtı karmaşık değil; aksine oldukça basit: Çünkü kimse hukukun olmadığı bir yere parasını yatırmaz.

Yatırımcı risk alabilir, fakat belirsizlik içeren bir yatırımdan kaçınır. Özellikle bir sabah uyandığında şirketine kayyım atanabileceği, mal varlığına el konulabileceği veya henüz yargılanmadan cezalandırılabileceği bir ortamda kesinlikle yatırım yapmaz.

Adalet Bakanı’nın “yabancı yatırımcıyı teşvik edecek düzenlemeler” açıklaması bu yüzden etkisiz kalıyor. Çünkü yatırımcılar için çekici olan şey, yasaların metni değil, bunun uygulama şeklidir. Türkiye’de ise uygulama, hukukun değil, gücün ön planda olduğunu gösteriyor.

Tele1’e yargısız infaz

Son günlerde dikkat çeken örneklerden biri Tele1 olayıdır. Ben de Ankara Temsilcisi olarak görev yaptığım bu medya kuruluşuna, resmi olarak çöküldü. Şafak operasyonuyla gözaltına alınan Merdan Yanardağ’ın ifadesi alınmadan, kanala müdahale edildi. Kanalın sahibi olmamasına rağmen bu durum gerçekleşti. Şimdi de, daha hâkim karşısına çıkmadan kanalın satışı gündemde. Dünyada benzerine rastlanmayan bir durum.

Bir medya kuruluşunun, sahibi olmayan bir kişi üzerinden işlem görmesi, henüz yargı süreci tamamlanmamış ve ifade alınmamışken tutuklamaların yapılması ve ardından kanalın mal varlığına müdahale edilmesi dikkat çekici bir tablo ortaya koyuyor.

Daha mahkeme kurulmadan, savunma yapılmadan ve karar verilmeden, el koyma ve satış süreci başlatılıyor. Bu durum, hukukun en temel ilkelerinden birine açıkça aykırıdır:

Cezanın şahsiliği ilkesi.

Bir kişi hakkında iddia edilen bir eylem nedeniyle bir kurumu tamamıyla cezalandırmak, yalnızca hukuka aykırı değil, aynı zamanda ekonomik açıdan da yıkıcı sonuçlar doğurur. Bu yaklaşım, yatırımcıya “Burada mülkiyet güvencesi yok” mesajını iletmektedir.

Mülkiyet hakkı: Anayasa var, uygulama yok

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası mülkiyet hakkını açıkça korumaktadır. Uluslararası sözleşmeler de bu konuda benzer bir yaklaşım sergilemektedir.

Ancak sorun metinlerde değil, uygulamanın kendisindedir.

Bugün yaşananlar göz önüne alındığında yatırımcı açısından tablo şu şekilde değerlendirilebilir:

– Şirketler kişisel dosyalar üzerinden hedef alınabiliyor.

– Yargı süreci tamamlanmadan ekonomik yaptırımlar uygulanabiliyor.

– Kayyım ve el koyma kararları istisna olmaktan çıkıp, araç haline geliyor.

– Medya kuruluşları ekonomik baskı ile susturulabiliyor.

Bu koşullarda bir yabancı yatırımcı neden gelsin?

İmamoğlu ve diğerleri

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun ailesine ait şirkete yönelik el koyma tartışmaları da bu bağlamda değerlendirilmelidir. Yatırımcı için önemli olan, bireyin kim olduğundan ziyade;

“Devlet, bir şirketi ne kadar kolay hedef alabiliyor?”

Bu sorunun yanıtı ne kadar “kolay” olursa, yatırım iştahı o kadar düşecektir.

Daha önce farklı sektörlerde yaşanan kayyım uygulamaları, şirket devirleri ve ani müdahaleler de Türkiye’yi uluslararası sermaye açısından “yüksek riskli” bir ülke konumuna getirmiştir.

Yatırımcı neye bakar?

Bir yatırımcı, bir ülkeye yatırım yapmadan önce üç temel soruya yanıt arar:

– Hukuk bağımsız mı?

– Mülkiyet hakkı korunuyor mu?

– Devlet keyfi davranabilir mi?

Türkiye, bu üç soruda da güven vermemektedir.

Faiz oranları, vergi indirimleri, teşvik paketleri gibi unsurlar tek başına yeterli değildir. Çünkü yatırımcı için en büyük teşvik öngörülebilirliktir.

Sorun yasa değil zihniyet

Yeni yasal düzenlemeler veya teşviklerin yapılacağı söyleniyor. Ancak bu durumun ne önemi var? Sorun yasa eksikliği değil, mevcut yasaların uygulama biçimidir.

– Eğer bir ülkede hukuk, iktidarın ihtiyaçlarına göre esniyorsa;

– Yargı bağımsız değilse;

– Mülkiyet hakkı siyasi konjonktüre göre değişiyorsa…

O ülkeye sermaye gelmez. Gelse bile kalıcı olamaz.

Adalet yoksa ekonomi de yok

Ekonomi ile hukuk birbirinden bağımsız değildir.

Adaletin olmadığı bir ortamda piyasa sağlıklı işlemez.

Bugün Türkiye’nin karşı karşıya olduğu gerçek, bir hukuk krizinin aynı zamanda bir ekonomik kriz olduğudur.

Tele1 örneği yalnızca bir medya meselesi değil; aynı zamanda yatırımcıya verilmiş açık bir mesajdır.

O mesaj ise şudur:

“Burada hiçbir şey güvende değil.”

Bu algı değişmediği sürece, ne yasa değişiklikleri ne de yatırım çağrıları etkili olacaktır.

Çünkü sermaye korkar.

Ve korkan sermaye, gelmez.

İnsan hakları ihlalleri, özgürlüklerin kısıtlanması ve emeklerin sömürülmesi de bu durumun ürkütücü yanıdır.

Yapmayın. Yazık bu ülkeye…

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın