
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in ifadesiyle, partinin iki önemli figüründen biri olan Mansur Yavaş, diğer yandan Ekrem İmamoğlu, bir yılı aşkın süredir yakın çalışma arkadaşlarıyla birlikte hapiste bulunuyor. Yavaş, genelde sessiz kalmayı tercih eden ancak konuştuğunda kamuoyunda önemli etki yaratabilen bir isim. Geçtiğimiz hafta sonu, CHP’li belediyelere yönelik durmaksızın süren operasyonları değerlendirerek, “Genel Başkan İspanya’daki zirveden döndüğünde konuşacağım, olanları seyredemeyiz” şeklinde bir açıklama yaptı. Hukuk alanında da uzman olan Yavaş, “Hukuk askıya alındı, troller aracılığıyla birçok isme ‘sıra sende’ deniyor. Toplu olarak konuşmamız ve durumu hem dünya kamuoyuna hem de Türkiye’ye anlatmamız gerekiyor” dedi.
Yavaş’ın, 19 Mart’tan bu yana 100’den fazla miting yapmış olan Özgür Özel’i yakından tanıdığı için yeni bir öneri sunabileceği düşünülüyor. Özel, Türkiye ve dünya genelinde yaşananları anlatmaya çalışırken, anket sonuçları halkın büyük çoğunluğunun bu operasyonların siyaseti yeniden şekillendirmek amacıyla yapıldığını düşündüğünü gösteriyor. Yavaş’ın “seyredemeyiz” diyerek sunacağı önerinin ne olabileceği merak konusu. İlk akla gelen seçeneklerden biri, Meclis ve belediyelerden çekilerek sine-i millete dönmek olabilir.
Bu durum mümkün mü? Belki. Ancak bunun topluma iyi bir şekilde anlatılması gerekiyor. Bu noktadan itibaren CHP kadroları, seçimlere kadar halk arasında “Türkiye’nin yeni siyasetinin ve geleceğinin planlamasını, seçim hazırlığını” yapabilir. Yavaş’ın ifade ettiği gibi, “her gün yeni bir operasyon beklemektense” daha aktif bir politika benimsemek düşünülebilir.
Meclis’te, sürekli olarak iktidar oylarıyla reddedilen önergelerle çalışamaz hale gelmiş bir ana muhalefet var. Belediyelerde ise en büyükten en küçüğe kadar soruşturma, gözaltı ve tutuklama furyası devam ediyor. Görülen o ki, bu durumun sonu gelmeyecek. Beklemek yerine, “halkın arasına dönmek”, Meclis’te iktidarı yalnız bırakmak ve yeni atanacak isimlerin “kayyım” olarak algılanmasını sağlamak daha etkili bir strateji olabilir.
Elbette bunun bazı riskleri de bulunuyor.
İktidar, “ana muhalefetin hizmetten kaçtığını” iddia edebilir. Bu noktada halkın oyuyla seçilen belediye başkanları yerine getirilen isimlerin durumu (son örnek Bursa) hatırlatılacaktır. Ancak iktidar, bunu kendi lehine kullanabilir.
Ayrıca, CHP içinde “sine-i millet kararına uymayan” bazı kişiler olabilir. Özellikle eski genel başkana yakın olan isimler bu duruma karşı çıkabilir. Fakat sayılarının az kalması muhtemel.
Özgür Özel, Barcelona’da iahaber’ten Şirin Payzın’a verdiği söyleşide, “bir yılda 300 mitingi, köy köy dolaşma hedefini” dile getirmişti. Bu adım için sine-i millet çıkışı etkili bir strateji olabilir. İktidarın belirlediği sınırların dışına çıkmak, CHP’yi güçlendirebilir.
Mansur Yavaş’ın konuşmaları, yalnızca bir yerel yöneticinin ya da CHP’nin potansiyel cumhurbaşkanı adaylarından birinin kaygılarını değil, Türkiye’de siyasetin geldiği eşiği de ortaya koyuyor. “Hukuk askıya alındı” vurgusu ve “Her gün bir operasyonla uyanıyoruz, bunu seyredemeyiz” ifadesi, bir şikâyetin ötesinde, bir kırılma anını da işaret ediyor.
Yavaş’ın işaret ettiği durum, tekil dosyalarla, münferit soruşturmalarla açıklanamayacak bir noktaya ulaşmış durumda. Belediye başkanlarının “sıranın kendilerine geleceği” endişesiyle yaşaması ve sosyal medyada açık tehditlerin dolaşması, hukuki süreçlerin siyasetin gölgesinde ilerlediği algısını pekiştiriyor. Bu faktörler, yalnızca bir baskı atmosferi yaratmıyor; aynı zamanda siyasetin alanını daraltan sistematik bir kuşatma hissi de oluşturuyor.
Bu noktada Yavaş’ın önerisi gündeme geliyor: “Genel başkan döndükten sonra oturup konuşalım, topluca karar alalım ve bunu dünyaya anlatalım.” Bu açıklama iki ana katmanı içeriyor. İlk olarak, Cumhuriyet Halk Partisi’nin kendi içinde ortak bir tutum belirlemesi gerekiyor. İkinci olarak ise, yaşananların iç politikayla sınırlı kalmayacak kadar ciddi olduğu, uluslararası kamuoyuna da taşınması gerektiği vurgulanıyor.
Bu bağlamda, sözlerinin Özgür Özel liderliğindeki CHP’ye bir çağrı niteliği taşıdığı da söylenebilir. Parti, yerel seçim başarısını takiben yeni bir siyasi alan açmıştı. Ancak şimdi, o alanın daraltıldığı bir süreçle karşı karşıya. Bu durumda ya mevcut sınırlar içinde kalınacak ya da o sınırlar zorlanacak.
Türkiye’de muhalefetin, kendisine yönelen baskı karşısında hangi eşiği “son eşik” olarak tanımlayacağı sorusu da önem kazanıyor. Mansur Yavaş’ın sözleri, bu eşiğin yaklaştığını gösteriyor. Henüz adı konmamış bir karar anına doğru ilerliyoruz; seyretmek ile müdahale etmek arasında bir çizgi var. Ve bu çizgi, yalnızca CHP’nin değil, Türkiye’de siyasetin geleceğini belirleyecek.
ABD büyükelçisinin Türkiye’ye ‘yönetim tarzı önerme’ cesaretini gösterdiği bir konjonktürde, ‘milliyetçi refleksleri’ ile öne çıkan Mansur Yavaş’ın “seyredemeyiz” çıkışının belki de bu bağlamda değerlendirilmesi gerekiyor.
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



