
Adalet Bakanı Akın Gürlek, mevcut Anayasa’nın yetersizliğine dair görüşlerini dile getirdi.
Gürlek, “Ulusal güvenlik tehditleri, toplumsal barış, değişen dünya koşulları, gelişen toplum yapısı ve artan hak ve özgürlük talepleri karşısında mevcut Anayasa, maalesef yetersiz kalmaktadır. Yeni bir Anayasa, bir zorunluluk haline gelmiştir” ifadelerini kullandı.
Bu açıklama, dikkat çekici bir cümleyle ifade edilmiş olsa da, beraberinde bazı endişeleri de getiriyor. “Acaba şimdi başımıza ne tür sorunlar açılacak?” sorusu akıllarda yer ediyor.
Gürlek, daha önce ağır ceza mahkemesi başkanıyken Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulamamak için ilk adımı atan isimlerden biriydi.
Şu an mahkemeler, kendisinin açtığı yolda ilerlemeye devam ediyorlar.
Bu bağlamda Gürlek’in, “Artan hak ve özgürlük talepleri karşısında Anayasa’mız yetersiz kalıyor” ifadesi, benim aklımda özgürlük taleplerinin daha sert bir biçimde cezalandırılmasına zemin hazırlayacak bir Anayasa talep ettiği izlenimini oluşturuyor.
“Ulusal güvenlik tehdidinin yeni bir Anayasa’yı gerektirmesi” durumu da bu şekilde değerlendirilmelidir.
Mevcut Anayasa’nın tanımladığı hakların bile kullanılmasını engelleyen bir zihniyetin başka ne talep edebileceği sorgulanmalıdır.
Bugünkü Anayasa, 12 Eylül Anayasası olarak bilinse de, geçirdiği değişiklikler sonrası “Erdoğan Anayasası” veya “AKP Anayasası” olarak anılabilir.
Bu Anayasa, parlamenter sistemden tek adam rejimine geçiş yaparak köklü bir dönüşüm geçirmiştir.
Dünya genelinde 21 kez değişiklik geçirmiş olmasına karşın “hâlâ aynı Anayasa” olarak görülen başka bir örnek var mıdır, bilinmez.
Örneğin, Anayasa’nın başlangıç bölümünden “Kutsal Devlet” ibaresi kaldırılmıştır.
Dernekler, vakıflar, kooperatifler ve sendikaların siyasi faaliyetlerini kısıtlayan maddeler kaldırılarak, işçilere kanunla düzenlenen toplu iş sözleşmesi hakkı tanınmıştır.
Siyasi partilere yurtdışında örgütlenme ve yurt içinde kadın ve gençlik kolları kurma imkânı sağlanmıştır.
Seçme yaşı 18’e düşürülmüş, tutuklulara seçme ve seçilme hakkı verilmiştir. Özelleştirmenin önü açılmıştır.
2004 değişiklikleri ile AB müktesebatına uyum hedeflenmiştir.
Bu çerçevede insan hak ve özgürlüklerini sınırlayan hükümler revize edilmiştir. Uluslararası anlaşmaların, kanunlardan üstün olduğu kabul edilmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, bir üst hukuk normu haline gelmiştir. İdam cezası kaldırılmış, DGM’ler kapatılmış ve YÖK’teki asker varlığı sona erdirilmiştir. Milli Güvenlik Kurulu’nun yapısı değiştirilmiştir.
12 Eylül 2010 tarihinde yapılan halk oylaması ile kabul edilen değişikliklerin 12 Eylül darbesiyle hesaplaşma olduğunu ifade eden kişi, bizzat Erdoğan’dır.
Yani 9 Kasım 1982 tarihinde yürürlüğe giren bir Anayasa var; ancak o Anayasa ile mevcut olan arasında büyük farklılıklar bulunmaktadır.
Bugün dile getirdiğimiz sorunlar, Anayasa’nın bireysel haklarla ilgili hükümlerinin yetersizliğinden ziyade, mevcut olanların bile idare tarafından göz ardı edilmesi ve uygulanmaması ile ilgilidir.
Kendi iktidar dönemi içinde yapılan bireysel haklar ile ilgili düzenlemeleri bile uygulamaktan kaçınmaktadır.
AİHM ve AYM kararlarını tanımayan ve bu kararları hiçe sayan yargıçları ödüllendiren bir sistem söz konusudur.
İlk bu kararı veren hâkim, bugün Adalet Bakanı olmuştur.
TBMM tarafından onaylanan İstanbul Sözleşmesi’nden tek imza ile çekildiğini ilan eden ve bunu yargıçlara kabul ettiren bir durumla karşı karşıyayız.
Hem askerlerin yaptığı Anayasa’yı değiştirmek istiyor hem de bu değişiklikleri tanımıyor.
Bu çelişki, tuhaf görünse de aslında Erdoğan’ın zihniyetini yansıtıyor.
Erdoğan, halkı “başsız bir kalabalık” olarak görmekte.
Eğer bu şekilde düşünmeseydi, sokaklardaki protestolardan korkmazdı.
Osman Kavala ve benzeri siyasetçiler hapis olmazdı. Yüzlerce akademisyen, bir bildiriye imza attıkları için sokağa atılmazdı.
Erdoğan ve AKP, 12 Eylülcü askerlerin iktidarda olsaydı bugün ne yapacaklarsa, aynı uygulamaları gerçekleştirmekte ve bunu yaparken de huzurludurlar.
Ancak sürekli “yeni Anayasa” söyleminde bulunmaktan vazgeçmiyorlar.
Bu durumun tek bir nedeni var: Erdoğan, hayatı boyunca Cumhurbaşkanı olarak kalmayı arzuluyor.
Bu nedenle, mevcut Anayasa’nın üzerine sadece “Yeni Anayasa” ifadesinin yazıldığı bir değişiklik bile Erdoğan için yeterli olacaktır.
Gerçek amacı, demokratik haklar, gerçek sivilleşme, şeffaf yönetim veya özgür üniversite gibi kavramlar değil; hesap sorulamayan, hesap vermeyen bir tek adam rejimini sürdürebilmektir.
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



