Yeni Anayasa Tartışmaları: Gerçek Amaç Ne?

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Yeni Anayasa Tartışmaları: Gerçek Amaç Ne?

Mehmet Y. Yılmaz, 4 Mayıs tarihli yazısında, iktidar tarafından dile getirilen “yeni bir anayasanın gerekliliği” konusunu derinlemesine inceliyor. Yılmaz, bu söylemin son günlerdeki en belirgin temsilcisinin yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek olduğunu belirtiyor ve Gürlek’i işaret ederek “Derdi Anayasa’nın yetersizliği değil” ifadesini kullanıyor. Bu durum, arka planda asıl karar vericilerin kimler olduğunu sorgulamayı da beraberinde getiriyor.

İktidarın yeni bir anayasa talep ederken, mevcut Anayasa’yı bir “darbe anayasası” olarak nitelendirdiği biliniyor. Ancak, Yılmaz’ın vurguladığı gibi, bu Anayasa üzerinde yapılan pek çok değişiklikle birlikte, “darbe anayasası” tanımının geçerliliğini yitirdiği sıkça ifade edilmiştir. Buna rağmen iktidarın bu konudaki ısrarı devam ediyor.

Yılmaz, Adalet Bakanı Gürlek’in açıklamalarını analiz ederken, Gürlek’in “ulusal güvenlik tehditleri, toplumsal barış, değişen dünya şartları, gelişen toplum yapısı ve artan hak ve özgürlük talepleri” gibi unsurları öne çıkardığını belirtiyor. Ancak, Gürlek’in geçmişteki yargı uygulamaları göz önüne alındığında, bu ifadelerin samimiyetsiz olduğu izlenimi yaratıyor.

Bununla birlikte, Yılmaz’ın ele aldığı konuların ötesinde, “yeni anayasa” taleplerinin arka planında daha önemli bir argümanın bulunduğu da dikkat çekiyor. Yeni anayasa çağrılarının, müzakere süreçleriyle doğrudan ilişkili olduğu görülüyor. Özellikle Kürt özgürlük hareketinin, anayasada Kürt haklarının yer almasını talep etmesi, bu sürecin önemli bir boyutunu oluşturuyor. İki ana baskı unsurunun var olduğu aşikar: 1) Anayasada Kürt haklarına yönelik açık bir düzenleme talebi; 2) Erdoğan rejiminin kendi varlığını sürdürme çabası.

Ancak, halkın büyük bir kesiminin bu rejimin devamını istemediği de bir gerçek. Böyle bir kalıcılık, mevcut hukuksuzlukların daha da pekişmesine yol açacaktır.

Dört farklı gücün yeni bir anayasa üzerinde etkili olmak isteyeceği söylenebilir; fakat buradaki ana çekişme, rejim ve oy hesapları etrafında şekilleniyor. Bu sorunun çözümü, ancak demokratik bir irade ile gerçekleştirilebilir; yani antifaşist bir ittifak ile mümkün hale gelebilir.

*

“Kılıç artığı” meselesi üzerine.

Bu deyimi ilk kez 12 Eylül 1980 darbesinin işkencehanelerinden biri olan DAL’da duymuştum. TKP tutuklamaları başladığında, 1 Temmuz 1981’de İzmir’de gözaltına alınmıştım. Bir hafta boyunca İzmir Emniyeti’nde kötü muameleye maruz kaldıktan sonra, Ankara Emniyeti’nin ünlü DAL’ına götürüldüm. Orada, “kılıç artığı” ifadesi benim için kullanılıyordu. Bu terim, Osmanlı dönemine kadar uzanan bir deyim olup, fetihlerde düşmanın kılıçtan geçirilmesinin ardından yakalananların tanımlanmasında kullanılıyordu.

Son günlerde yaşanan tartışmalar üzerine, kendi deneyimlerimi paylaşmak istedim. Yetvart Danzigyan, “kılıç artığı” ifadesinin, 1915 sonrası hayatta kalan Ermeniler ve Aleviler için iki farklı bağlamda kullanıldığını belirtmektedir. Bu bağlamda, deyimin tarihindeki diğer kullanım alanlarını da eklemiş oluyorum. Danzigyan’ın yazısının sonunda dile getirdiği özür beklentisi ise oldukça yerindedir.

 

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın