Yeni Dünya Düzeninde Korku ve İktidar Oyunları

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Yeni Dünya Düzeninde Korku ve İktidar Oyunları

Şimdi neyle korkutacaklar?

Geçtiğimiz yaz mevsiminde, bu konuyu sıkça tartıştığım siyaset bilimciler, iktisatçılar ve strateji uzmanlarıyla birlikte düşünüyordum. ABD’nin sakinleşmesi mümkün değil; mutlaka bir bahane bulup birilerine saldıracak. Geçmişte bu bahane komünizm iken, artık bu durum değişti. Son olarak, J. F. Kennedy ve Kruşçef döneminde yaşanan ve çoğu okuyucunun hatırlamayacağı Domuzlar Körfezi krizi yaşandı, o dönem de geçti. O günden beri, ABD’nin “düğmeye basarım” tehdidiyle işlerini sürdürdüğünü görüyoruz.

Başkan kaçırma

Son dönemlerdeki en çarpıcı olay, Venezuela’nın başkanını kaçırma girişimi oldu. Daha önce Panama’da benzer bir durum yaşanmıştı. Kaçırılan kişiler masum olmayabilir, ancak hesap sormanın yolu bu olmamalı. Biz, bir master rejisörün sahnelediği oyunun seyircileri miyiz, yoksa figüranları mı? Bu oyun sırasında insanlar hayatlarını kaybediyor!

Şu anda, Çin’in komünist yönetimi bile etkisini yitirmiş durumda. Yeni bir bahane olarak nükleer silahlar öne çıkıyor; zira ABD, İngiltere, Fransa, Kanada, Rusya, Çin gibi ülkelerin yanı sıra İsrail, Hindistan ve Pakistan da bu güce sahip. Son yıllarda Yunanistan, Joe Biden’ın belirttiği Yunan hayranlığı sonucunda nükleer silah ligine katıldı.

Master rejisörler görev başında

Nükleer silahların yayılmasını önlemek amacıyla imzalanmış bir anlaşma mevcut; ancak bu, nükleer tehdidin ortadan kalkmasına yardımcı olmuyor. Çünkü master rejisörler hâlâ iş başında.

Günümüzde nükleer tehdit, korkutma aracı haline gelmiş durumda. Son yıllarda gördüğümüz gibi, Ukrayna ve İran’da sivil yaşamda mafya tehdidi gibi ucuz, ancak ölümle sonuçlanan politikalar ortaya çıkıyor.

ABD’nin Afganistan’dan çıkışını düşündüğümde, Vietnam’da yaşadığı sıkıntılara bir yenisi eklenmiş oldu. Savaş endüstrisi, sürekli müşteri arayışı içinde; nükleer silah endüstrisi ise bu talebe yanıt vermiyor. İklim değişikliği gereklilikleri, onları doyurmak için yeterli olmayacak. Trump ve destekçilerinin güneş ve rüzgar enerjisine karşıt tutumları da bu nedenle ortaya çıkıyor.

Yeni dünyada nasıl bir yönetim?

Olayların bu şekilde gelişmesi durumunda, nasıl bir yönetim modeli ile karşılaşacağız? İnsanlık, 18. ve 19. Yüzyıl savaşlarından sonra, 20. Yüzyılda Birleşmiş Milletler gibi koruma mekanizmalarıyla nasıl bir organizasyon geliştirecek? Ulus ve devlet kavramları bu yeni dünyada anlamını koruyacak mı? Bu soruları kendime soruyorum.

Neydi bu yönetim?

Bu noktada, governance kavramına değinmekte fayda var. Bu, yalnızca şirketlerle ilgili bir terim değil; daha çok hesap verebilirlik, sorumluluk, saydamlık ve eşitlik ilkeleriyle ilgilidir. Bu ilkelerin örneği, 1215’te Kral William’ın lordlarla uzlaşmasında ortaya konmuştur. Bu değerleri gözeten bir siyaset, demokratik özelliklere de sahip demektir.

Yeni bir devletler hiyerarşisi mi?

Böyle bir durumda, nasıl bir devletler hiyerarşisi gelişecek? Yoksa “8,5 milyar insanın örgütlenme modeli yeniden kabile yapısına mı dönüşecek?” Ortadoğu’da ya da belki bir gün Güney Amerika’da göreceğimiz gelişmeler, bu dönüşümün işaretleri mi?

Bu sorular, dünyanın dört bir yanındaki antropologlar, sosyologlar ve sosyal bilimciler tarafından tartışılmaktadır. Mühendislerin rolü ise daha sonra gelecektir. Yuval Harari’nin gündeme getirdiği sorular, aslında yaşadığımız gerçeklerle doğrudan ilişkilidir.

Bizim için önemli olan, mevcut kabuğun içindeki gerçeği görmektir. Görmediğimiz gerçeklik, yeni formlarda karşımıza çıkıyor. Ulus devlet formatında doğduk ve onunla birlikte evrildik. Bazılarımız bu süreci farklı coğrafyalarda yaşadı; bu sosyolojileri içselleştirdik. Uyum sağladık. Ulusçuluk gibi bazı fanatizmlerin arkasındaki güç de bu değil midir?

Magary: Farklı bir kültür

Gelelim bugüne. Çok önemli günler yaşıyoruz. ABD, Vietnam’dan bu yana ve özellikle Kore’den sonra, Macaristan’da Bay Magary’den bir ders aldı. Bu dersi alan yalnızca Trump değil; tüm siyasetçilerin unutmaması gereken bir ders. Magary’nin efendice “ben dersimi aldım” demesi ise farklı bir uygarlığın ve eğitimin sonucu olsa gerek.

Bunlar bir takım farazi ifadeler; ancak yönetim modeli yenilenmesi ihtiyacı rekabet açısından acil ve önemlidir. Bu konuda AB’nin kendi bürokrasi sorunları uzun zamandır gündemde. Bunları teknoloji projeleri ve engellerle birlikte düşündüğümüzde, önümüzdeki dönem oldukça ilginç geçecektir.

Çin: Britanya İmparatorluğu sonrası Amerikan emperyalizmi çok sürmedi, sırada Çin modeli mi var?

Dünyayı ilgilendiren bu gelişmeleri değerlendirirken, Çin’i dışarıda tutmak yanıltıcı olur. Çin, komünist partisi tarafından “kapitalist-rekabet yenilik” ilkelerine göre yönetilmektedir. Governance açısından, komünist partisi disiplinini koruyor; sızdıranların sonu ise yargılamasız ölüm olabiliyor. Yani, governance’ı bozmaktan kaynaklanan bedel oldukça ağır. Bu model, AB tarafından ne ölçüde benimsenebilir?

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın