Yeni Dünya İçin Güven ve Birlik Zamanı

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Yeni Dünya İçin Güven ve Birlik Zamanı

Ahmet Taner Kışlalı, “Kemalizm geçmişin bekçiliği değil, geleceğin öncülüğüdür.” diyerek bu ideolojinin durağan olmadığını, aksine “sürekli devrim” anlayışını temsil ettiğini vurguluyordu. Bu anlayış, geçmişin değerlerini korurken, yeniliklere ve değişimlere uyum sağlama gerekliliğini ifade eder. Bu sözü her zaman farklı bir perspektiften değerlendirdim; fakat bugün, onun ne demek istediğini çok daha derinlemesine anlıyorum.

Zira şu anda, ulusal ve küresel düzeyde yöneticilerin etik ve ahlaki değerlerden uzak, çürümüş bir siyaset anlayışının son aşamasına yaklaşmakta olduğumuz bir dönem içindeyiz. İnsanlık olarak, bugüne dek büyük bir yanılsamanın pençesinde kaldık: Siyasi, dini ya da askeri güçler, bizleri “koruma” vaadiyle aslında kendi menfaatleri doğrultusunda kontrol altında tutmaya çalıştılar. Bu yanıltıcı koruma anlayışı, dünyaya büyük yıkımlar getirdi.

Peki, bu çürümüşlüğün karşısında gerçek anlamda “koruma” ve “geleceğin öncüsü olma” ne anlama gelmektedir? Atatürk, “Ne mutlu Türk olana” demek yerine “Ne mutlu Türküm diyene” ifadesini neden kullandı? Hangi bilinç yapısını inşa etmekte ve neyi korumayı hedeflemekteydi? Kışlalı bu soruya cevap verirken, “Amaç; bu topraklar üzerindeki halkı ırkına, dinine ya da farklılıklarına göre ayırmak değil, ortak kültür ve değerler etrafında bir millet olarak birleştirmekti.” şeklinde açıklamıştı.

Gerçek koruma, ayrıştırarak değil, ortak bir değer etrafında birleşerek sağlanır. Ne yazık ki, “Atatürkçüyüm” diyerek insanları dışlayan ve ötekileştiren güçler, ülkemize büyük zararlar vermiştir. Benzer şekilde, “dindarım” diyerek inançlarını dilinden düşürmeyen ama iktidara geldiğinde başkalarını ezmekten çekinmeyenler de aynı yıkıcı etkiyi yaratmıştır. Bu tür örnekleri artırmak mümkündür.

Zulüm, ötekileştirme ve baskının hüküm sürdüğü bir ortamda gerçek bir korumadan bahsedilebilir mi? Elbette hayır. Çünkü koruma, öncelikle güven duygusudur. Ne olursan ol, kabul edildiğini ve sevildiğini bilmenin getirdiği o eşsiz güven hissi, insanın en temel ihtiyaçlarından biridir.

Bu nedenle, yeni bir dünyanın ufukta belirdiği şu günlerde, şapkalarımızı önümüze koyup düşünme zamanıdır. Kuru ideolojileri ve bizi kontrol eden sahte sığınakları bir kenara bırakarak, çevremizdeki insanlar için nasıl bir güven kaynağı olabileceğimizi sorgulamalıyız.

*

Bugün, Atatürk’ün bedeni aramızda olmayabilir; fakat onun gerçek mirası, ne heykeller ne de donmuş bir ideoloji olarak varlık göstermektedir. O miras, korku yerine güvenle, ayrıştırma yerine bir araya getirme ile, itaati büyütmek yerine özgür ve vicdan sahibi bireyler yetiştirerek geleceği inşa etme iradesidir.
Belki de hepimize düşen en büyük görev budur:
Birbirimizi kimliklerimiz üzerinden değil, insanlığımız üzerinden koruyabilmek.
Çünkü yeni dünya, geçmişteki korkuların üzerine inşa edilmeyecek.
Yeni dünya; birbirine güven veren, adalet duygusunu yitirmeyen ve farklılıklarına rağmen ortak bir geleceğe yürüyebilen insanların omuzlarında yükselecek.
O gün geldiğinde, “sürekli devrim”in fikri hür, vicdanı hür bireyler tarafından korku ve öfkeyle değil, sevgi ve merhametle gerçekleştirileceğini hepimiz daha iyi kavrayacağız.

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın