Yeni Nesil Çeteler: Çocukları Suça Sürükleyen Tehlike

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Yeni Nesil Çeteler: Çocukları Suça Sürükleyen Tehlike

Kahramanmaraş’ta gerçekleşen okul saldırısı, Türkiye’de suça sürüklenen çocuklar konusunu yeniden gündeme taşıdı. Bu bağlamda, “yeni nesil” çeteler, en önemli tartışma konularından biri haline geldi.

Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) Direktörü, radikalleşme ve terör uzmanı Prof. Dr. Hilmi Demir ile oğlu Avukat Oğuz Demir, “Yeni Nesil Çeteler ve Radikalleşme” adlı eserlerinde bu yapıların özelliklerini ve çocukları nasıl suça yönlendirdiklerini ele alıyorlar.

“Suç artık ideolojik ya da sınıfsal değil”

Prof. Dr. Demir, günümüzde karşılaşılan suç olgularının, klasik suç örgütlerinden çok daha karmaşık bir yapı arz ettiğini ifade ediyor.

“Suç artık ideolojik ya da sınıfsal olmaktan çıkmıştır… Yeni bir radikalleşme tipolojisiyle karşı karşıyayız” diyen Demir, Türkiye’deki suç dünyasının son yıllarda köklü bir dönüşüm yaşadığını belirtiyor.

Bu dönüşüm, geleneksel, katı hiyerarşilere dayalı “mafya tipi” örgütlenmelerin, daha esnek, hücresel ve sınır ötesi ağlarla yer değiştirmesine yol açtı. Demir, bu değişimin, suç örgütlerinin çalışma biçimlerinin yanı sıra devletin mücadele yöntemlerini de yeniden düşünmesini zorunlu kıldığını vurguluyor.

Yeni nesil suç ağlarında şiddet, daha rastgele ve kamusal alanlarda, kurallara bağlı olmaksızın gerçekleşiyor. Önceden belirli “racona” göre hareket eden şiddet biçimleri, artık sokaklarda ve çoğu zaman sembolik sınırların ötesinde ortaya çıkıyor.

Ayrıca, suç örgütlerinin devletle olan ilişkilerinde de önemli bir değişim yaşanıyor. Geleneksel yapılar çatışmalardan kaçınırken, yeni nesil çeteler, devlet otoritesine doğrudan meydan okuyabiliyorlar.

Avukat Demir, günümüzde suç örgütlerinin, tek merkezden yönetilen monolitik yapılar olmaktan çıkarak, küçük hücrelerin bir araya geldiği, yatay ilişkilere sahip ve ihtiyaç duyulduğunda hızla dağılabilen ağlara dönüştüğünü ifade ediyor.

Bu nedenle, bu yapılar, geleneksel kolluk kuvvetlerinin “lideri yakala, örgüt çöksün” stratejisine karşı bağışıklık kazanmış durumda. Çünkü bir hücrenin çökmesi, tüm ağı etkisiz hale getirmiyor.

İnternetin fişini çekmek çözüm mü?

Hilmi ve Oğuz Demir’in araştırmalarına göre, geleneksel mafyada görünmezlik stratejik bir tercihken, yeni nesil suç yapıları görünür olmayı bir güç aracı olarak kullanıyor.

Sosyal medya, bu örgütler için adeta bir vitrin işlevi üstleniyor. Lüks yaşam, silahlar ve şiddet içerikleri aracılığıyla hem korku hem de çekicilik yaratılıyor.

TikTok, Instagram ve YouTube’un suç örgütleri için bir vitrine dönüşmesi, uzmanların en fazla endişe duyduğu konular arasında bulunuyor.

Demir, sosyal medyanın yalnızca bir “gösteri alanı” değil, aynı zamanda bir “işe alım mekanizması” olduğunu ifade ederek şunları belirtiyor:

“TikTok’ta çeteler video çekiyor… ‘Bu hayat kötü değil, şöhret olursunuz, para kazanırsınız’ şeklinde reklam yapıyorlar. Bu içerikler, özellikle ‘arayış içinde olan’ çocukları çekiyor.”

Demir, çocukların bilgisayar başında sanıldığının aksine yalnız olmadıklarını; çevrim içi dünyada da bir grup aidiyeti içinde yer aldıklarını belirtiyor. “Çocuk bilgisayarın başında değil sadece; o sırada bir grubun içinde. Çevrim içi ve çevrim dışı dünya iç içe. Maraş’taki saldırıyı gerçekleştiren çocuğun da benzer şekilde bir grubun içinde olduğu anlaşılıyor” diyor.

Ancak Demir, “internetin fişini çekmek” gibi bir yaklaşımın çözüm olmadığını; sorunun kaynağının dijital dünyadan ziyade daha derin sosyal nedenlere dayandığını vurguluyor.

Okul saldırısının ardından ne tür önlemler alınacağı tartışılıyor. Fotoğraf, Kahramanmaraş’taki kurbanların tabutları taşınırken çekilmiştir (Fotoğraf: Ensar Özdemir/REUTERS)

Çocuklar suça nasıl çekiliyor, nasıl radikalleşiyor?

Prof. Dr. Demir, çocukların ya da gençlerin suç örgütlerine katılım süreçlerinin farklı aşamalardan oluştuğunu ifade ediyor.

Bu aşamalar arasında ilk olarak “kırılganlık ve travmalı geçmiş” yer alıyor. Aile içindeki sorunlar ve düşük benlik algısı, çocuklar üzerinde önemli bir etki yaratıyor. Sosyal dışlanma, okul başarısızlığı ve akran zorbalığı da radikalleşme sürecinde etkili faktörler arasında bulunuyor.

Bu aşamaları yaşayan bir çocuk veya genç, dijital yankı odalarında şiddeti normalleştiren içeriklerle karşılaştığında, radikalleşme süreci hız kazanabiliyor.

Silahlanma ve eylem aşaması, aslında en son aşama olarak öne çıkıyor. Sosyal medya bu süreçte kritik bir rol oynuyor. “Grooming” olarak adlandırılan yöntemle gençler önce dijital ortamda etkileniyor, ardından fiziksel temasla suç örgütüne çekiliyorlar.

“Grooming” terimi, birini gelecekteki rolüne hazırlamak veya bir yapı içine katmak amacıyla ilgi gösterme, hediye verme, sır isteme, yalnızlaştırma gibi yöntemlerle etkileme anlamına geliyor.

“Demir yumruk” ters tepebilir

Kitap, mevcut durumun sadece güvenlik odaklı politikaların yetersiz kaldığını ortaya koyduğunu belirtiyor.

Demir, yalnızca tutuklama ve sert müdahale yöntemlerinin ya da güvenlik tedbirlerinin suç oranlarını kalıcı olarak düşürmediğini, bazı durumlarda örgütleri daha sert ve kapalı yapılara dönüştürdüğünü ifade ediyor.

Buna karşılık, Demir, kapsamlı, önleyici ve tüm paydaşları kapsayan yöntemler öneriyor. Suçun yalnızca sonuçlarına değil, onu besleyen sosyo-ekonomik nedenlere odaklanmak gerektiğini savunuyor. Eğitim, sosyal ve psikolojik destek, gençlere yönelik koruyucu politikalar ve dijital alanın düzenlenmesi bu modelin temel unsurları arasında yer alıyor.

Ekonomik koşullar ne kadar rol oynuyor?

Demir, gençleri şiddete ve çetelere yön

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın