
Yoga hakkında bugüne dek pek çok makale yazılmış olsa da, ne olmadığına dair kaleme alınan yazıların sayısı oldukça azdır. Ben de bu kadim pratiğe gönülden bağlı biri olarak, sahip olduğumuz yanlış inanışları ele alarak okuyucuyu bilgilendirmek ve bazı önyargıları kırmak istiyorum. Nihai hedefim, insanları yogayla buluşturarak bu şifa dolu öğretileri hayatlarımızda daha sürdürülebilir hale getirmektir.
Yoga bir spor dalı değildir
Öncelikle belirtmek gerekir ki, yoga kesinlikle bir spor dalı değildir. Asana adı verilen bedensel duruşlar iskelet kas sistemini harekete geçirip çalıştırsa da, zorlayıcı hareketler sırasında ortaya çıkan efor, yalnızca fiziksel katmandan kaynaklanmaz. İşin bir de enerjisel boyutu vardır ki dönüşüm burada başlar. Nefes, bu dönüşümde kritik bir rol oynar; hem bedenin fiziksel duruşlarında yer açar hem de meditasyon objesi olarak işlev görür. Nefes, beden ve sürekli düşüncelerin peşinden koşan zihnin arasında bir köprü oluşturur.
Asana ve pranayama, yani duruşlar ve nefes tekniklerinin esas amacı zihnin dalgalanmalarını kontrol etmektir. Dolayısıyla, yoga hem bedeni hem de zihni dengelemek için uygulanır. Zihinsel esneklik bedensel esnekliği geliştirirken, bedenin esnemesi de zihnin sınırlarını genişletir. Tüm bunların üzerinde ise farkındalık yer alır; her nefes ve harekete dikkatle yaklaşmak büyük önem taşır.
Spor, bu bahsettiğim unsurları içerebilir, ancak daha çok kondüsyon ve performans odaklıdır. Yoganın bir spor dalı gibi algılanmasının kökeni, modern dünyanın her şeyi performans üzerinden tanımlama takıntısında yatmaktadır. Bu durum, yogayı spiritüellikten uzaklaştırarak bir wellness ürününe dönüştürmüştür.
Yoga, bir trend değildir
Bu noktada dikkat çekmek istediğim ikinci yanlış bilgi yoga ile ilgilidir; yoga bir trend değildir. Bu kadar kadim bir yolun neden bu kadar yeniymiş gibi pazarlanması, yoga kültürünün tüketimden nasıl etkilendiğini gösterir. Yoga, tüm bu sosyolojik katmanlardan bağımsız olarak var olmuştur ve var olmaya devam edecektir.
Modern yoga stüdyoları, pahalı giysiler, tütsüler ve dikkat çekici matlar, yogayı bir moda gösterisine dönüştürme çabalarının bir parçasıdır ve bu durum yoganın derinliğine bir hakarettir. Yoga, bir görsel sanat değil; birilerinin ne giydiği veya hareketleri ne kadar iyi yaptığı üzerine yapılan yorumlar, aslında o kişilerin kendilik algılarının bir yansımasıdır. Yoganın özünde bu yoktur.
Sosyal medyanın etkisi altında kalmış olan bizler, sürekli bir arayış içindeyiz. Kendimizi başkalarının gözünden tanımlıyoruz ve görünür olmayı içsel bakıştan daha kıymetli zannediyoruz. Yoga, son zamanlarda batının etkisiyle popülaritesini arttırmış olsa da, bu erişilebilirlik ve bilinirlik değerli bir şeydir. Ancak bunun şekil üzerinden değil, varoluşsal bir yerden gerçekleşmesini umuyorum. Çünkü gerçek yoga, zihni dinginleştirmeyi hedefler.
Yogayı sadece esnek insanlar ya da kadınlar için değildir
Burada birkaç efsaneyi daha gündeme getirmek istiyorum; yogayı yalnızca esnek insanlar yapabilir veya yoga yalnızca kadınlara özeldir. Bu yanlış varsayımlar, yoganın herkes için uygun olduğunu göz ardı etmektedir. Kişinin beden tipi, mat üzerinde bir öneme sahip değildir. Sabırlı ve disiplinli olmak, yoganın kapılarını açmak için yeterlidir.
Kadınların yoga pratiğine daha fazla ilgi göstermesi, onun yalnızca kadınlara ait olduğunu göstermez. Daha önce belirttiğim gibi, asıl esneyen beden değil, zihindir. Gerçek güç, kişinin kendini tanıması ve an ile ilişki kurabilmesidir; bu durum cinsiyet ayrımı yapmaz. Erkekler de bu güç ve esnekliği, beden ve zihin kontrolünü rahatlıkla elde edebilirler.
Yoga bir din değildir
Son olarak, yoga bir din değildir. Kökeni Hindistan’daki felsefi geleneklere dayansa da, herhangi bir dine inanmayı gerektirmez. Yoga, yaklaşık 3-5 bin yıl öncesine kadar uzanan köklü bir geçmişe sahiptir. Eski Hindu metinlerinde meditasyon ve nefes kontrolü gibi temalar sıkça işlenmektedir.
Yoga felsefesini daha kapsamlı hale getiren kişi Patanjali’dir. Yaklaşık MS 200 civarında yazdığı Yoga Sutraları, yoganın temel metinlerinden biridir. Bu kitapta, yoga 8 basamaklı bir yol olarak tanımlanır. Bu basamaklar, ahlak, disiplin ve nefis üzerine çalışmaları içerir. Ancak yoga, özünde bir dinden bağımsız, tamamen kişisel bir pratik olarak varlığını sürdürmektedir.
Günlük yaşamımda yoga pratiği yapan ve öğreten biri olarak, kendime dair en büyük farkındalıkları yoga matım üzerinde yaşadım. Toplum olarak zihinde yaşamaya koşullandırılmış durumdayız; bedene dair algımız, sadece hareket ettiren bir araç üzerinden şekilleniyor. Duygularımız beden duyumları üzerinden oluşuyor ve bu durum davranışlarımıza yansıyor. Eğer bedeni duymazsak, onunla uyum sağlamazsak dünyayı kısıtlı bir yerden deneyimlemiş oluruz.
Yoga, bu nedenle her an alan açar. İhtiyacınız olan tek şey farkındalığınız ve belki de sadece bir mat. Matı istediğiniz herhangi bir yere yerleştirebilirsiniz. Önemli olan, o alana adım atmak ve bırakmaktır. O gün bedeniniz rahat hissedebilir veya tam tersine sıkı olabilir; zihniniz dolu ya da berrak olabilir. Tüm bunlardan bağımsız olarak, matın içine adım attığınızda yoga kendiliğinden başlar. Tek yapmanız gereken, bilinçli farkındalığınızı burada ve şimdi tutmaktır. Diğer her şey zaten gerçekleşecektir.
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



