
Yaşadığımız dünya, hızına yetişmeye çalıştığımız ama kimsenin tam olarak durduramadığı bir akışla dolu.
İnsan zihni, bu akışı anlamlandırmak için geliştirdiği bir düzenleme biçimiyle varoluşun ritmini çözmeye çalışıyor. Bu görünmez koordinat sistemi, hayatın karmaşası içinde bir yol haritası işlevi görüyor.
Bunu başarmak için insan, tutamadığı bu akışı anlamlı parçalara bölme çabasını “zaman” adıyla bilinen görünmez bir cetvel icat ederek gerçekleştirmiştir.
Tarih boyunca bu cetvel giderek inceldi. İlk uygarlıklar, zamanı gökyüzünün ritimlerinden okumayı öğrendi. Güneşin hareketi ve gölgelerin uzayıp kısalması, ilk ölçüm araçlarından biri olan güneş saatinin doğmasına neden oldu. Antik Mısır’dan Mezopotamya’ya kadar birçok medeniyet, bir çubuğun gölgesini takip ederek günü parçalara ayırdı. Ardından su saatleri, kum saatleri ve mekanik saatler geldi. Her yeni icat, zamanı daha keskin ve sayılabilir bir hale getirdi.
Orta Çağ’ın saat kuleleri, zamanı toplumsal bir ritme dönüştürdü; sanayi devrimi ise zamanı dakikalara ve saniyelere kadar disipline etti. Fabrika düdükleri, tren tarifeleri ve çalışma saatleriyle zaman, sadece gökyüzünün değil, toplumun da düzenleyicisi haline geldi. İnsanlık, değişimi ölçmek için oldukça etkili araçlar geliştirdi.
Bu ölçümler, zamanın kendisinden çok, onu anlama çabamızın bir hikayesidir. Zaman, evrenin ritmi olmanın yanı sıra insan zihninin en güçlü düzenlerinden biridir. Bu nedenle, zaman üzerine düşünmek, bizi yalnızca dakikalara değil, varoluşun özüne götürüyor.
İnsan, tutamadığı bu akış içinde geçmişini hatırlayabildiği, geleceğini hayal edebildiği ve şimdiyi deneyimleyebildiği ölçüde zamanın içinde kendini hissediyor.
Bellek, beklenti ve farkındalık bir araya geldiğinde, “yaşamak” dediğimiz deneyim ortaya çıkıyor. Bu açıdan zaman, yalnızca dış dünyada akan bir olgu değil, aynı zamanda bilinçle birlikte şekillenen bir deneyimdir.
Bu sebeple, zaman üzerine düşünmek çoğu zaman varoluş üzerine düşünmeyi de beraberinde getiriyor.
İnsan, kendi sonluluğunu, yaşamın değerini ve seçimlerinin anlamını zaman sayesinde anlıyor. Geçicilik duygusu, hem kaygının hem de anlam arayışının önemli bir kaynağıdır. Bu nedenle, zaman yalnızca ölçtüğümüz bir şey değil; hayatımıza yön veren, kararlarımızı şekillendiren ve varlığımıza derinlik kazandıran bir ufuktur. Saatlerin tik takları, yalnızca saniyeleri değil, aynı zamanda var olmanın kırılgan ama kıymetli ritmini de hatırlatıyor.
Bu hafta, bana ‘zaman’ teması etrafında derin deneyimler sundu ve içimden bu konuyla ilgili bir yazı çıkıverdi.
Geçtiğimiz günlerde, kadınların ön planda olduğu iki özel buluşmaya katıldım. Bu etkinlikler, “zaman” konusuna dair çok değerli öğrenimler ve hatırlatmalar içeriyordu. Bunları sizinle paylaşmak istiyorum.
Zamanını Yöneten Kadınlar
8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında, Longines Türkiye Ülke Müdürü Özlem Geylan Kıroğlu’nun ev sahipliğinde, markanın geçmişte desteklediği öncü kadınları onurlandıran ve “zaman”ı merkezine alan ilham verici bir söyleşi gerçekleşti. Bu buluşmaya katıldım.
Özlem Geylan Kıroğlu, markanın tarihindeki öncü kadınlara verdiği desteği ve kadın çalışanlarına olan değerini gururla paylaştı. Longines, 1832’den bu yana doğruluğunu, hassasiyetini ve işlevselliğini geliştirerek alanında öncü isimlere destek olmayı kendine misyon edinmiştir.
Özellikle havacılık tarihindeki ilham verici kadınlara verdiği destekle öne çıkan Longines, bu isimlerin tercih edilmesiyle de gurur duymaktadır.
Öne çıkan bazı isimler arasında, 1930 yılında İngiltere’den Avustralya’ya solo uçuş gerçekleştiren Amy Johnson, kırdığı hız ve mesafe rekorlarıyla tanınan Ruth Nichols, 1932 yılında Atlantik Okyanusu’nu tek başına geçen ilk kadın pilot olan Amelia Earhart ve ses duvarını aşan ilk kadın pilot Jacqueline Cochran yer almaktadır.
Ruth Nichols-Amelia Earhart-Jacqueline Cochran-Amy Johnson
Well-being odaklı medya platformu Live To Bloom’un kurucusu Ceren Ceylan Ertaç’ın moderatörlüğünde gerçekleşen ilham dolu söyleşide ultra maraton yüzücüsü Yasemin Altıntaş ve Prof. Dr. Ece Dilege, zamanla olan ilişkilerine dair deneyimlerini paylaştılar.
Yasemin Altıntaş, yüzme deneyimi üzerinden birçok ilham verici mesaj aktararak, olumlu bir yüzüş deneyimi için anda kalmayı seçtiğini ve uzun yüzüşlerde zamandan kopuk olmayı tercih ettiğini belirtti. Kendisine rehber olarak güneşi aldığını ifade etti.
Güneşi kerteriz almak…
Ne kadar güzel bir hatırlama değil mi?
Boleka
Zaman üzerine düşündüren bir diğer buluşmam ise yeni yayın hayatına başlayan edebiyat-kültür-sanat dergisi ‘Boleka’ oldu.
Boleka, derginin yuvarlayıcılarından Bedia Büyükgebiz’in ifadesiyle “unutulanı, hasır altı edileni ve hafızanın o ağır yükünü sessiz ama ısrarcı bir emekle omuzlamak için bir araya gelen kadınların eseri” olarak ortaya çıkmıştır.

Derginin “yuvarlayıcısı” ifadesi, ilk başta anlaşılmayacak kadar ilginç. Derginin logosundaki sarı ‘o’ harfi, yuvarlayan bir bok böceğini simgeliyor.
Boleka kelimesinin anlamı; dönüş, geri dönmek ve geri gelmek olarak tanımlanıyor.
Dergi, adını Ursula K. Le Guin’in “Hep Yuvaya Dönmek” adlı eserinden alıyor.
Boleka sayesinde, derginin logosunun ilham kaynağı olan bok böceğinin büyüleyici hikayesiyle tanıştım. Bu küçük böceğin gökyüzüyle kurduğu ilginç
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



