Zihinsel Kriz: Dikkat Ekonomisi ve Omurgasızlık

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Zihinsel Kriz: Dikkat Ekonomisi ve Omurgasızlık

Günümüzde belki de en derin kriz, ekonomik veya politik değil; zihinsel bir krizdir.

Zira insanlar, sürekli değişen fikirlerin, dijital saldırıların, ideolojik yönlendirmelerin ve durmaksızın akan gündemlerin ortasında yaşamaktadır.

Bu karmaşada bir düşüncenin doğruluğundan ziyade hangi gruba hizmet ettiği daha fazla önem kazanmaktadır.

Bir fikrin derinliği yerine, ne kadar hızlı yayıldığı belirleyici hale gelmiştir.

Ancak bu hızlı akışa kapılan bir kişi, zamanla omurgasız bir duruma sürüklenebilir.

Buradaki “omurgasızlık” yalnızca ahlaki bir zayıflık değil, bireyin dışsal etkiler tarafından sürekli şekillendirilmesidir.

Bir gün çok kesin bir şekilde savunulan bir görüş, ertesi gün belirsiz bir tavırla değişebilir.

Bir ortamda radikal bir duruş sergilemek, başka bir ortamda tamamen sessizleşmek mümkündür.

Kalabalığın nabzına göre düşünmek, trendlerin hızına uygun olarak fikir değiştirmek yaygınlaşıyor.

Dahası, günümüz bu süreci yalnızca ideolojilerle değil, “dikkat ekonomisi” ile de şekillendiriyor.

“Dün akşamki davette kim ne yedi?”

“Masadaki o detay herkesi şaşırttı!”

“Kimsenin fark etmediği o bakışın anlamı neydi?”

Son zamanlarda yalnızca bu başlıkların dili değil, bu dile arka plan hazırlayan niyet de dikkatimi çekiyor.

Amacın, gereksiz bilgileri sunmak değil, zihni sürekli uyanık tutmak olduğu açık.

Merakı canlı tutmak değil, merak hissini bağımlılığa dönüştürmek hedefleniyor.

Modern medya artık gerçekleri doğrudan gizlemiyor; daha incelikli bir yaklaşım sergileyerek dikkatleri başka yönlere çekiyor.

Bu durumu ‘iş edinmiş’ köşe yazarları da gözlemliyor. Görevleri, ‘magazinleştirilmiş siyaset’ ve kişiselleştirilmiş öfkeleri kışkırtmak.

Sürekli kriz hissi yaratarak, her an “kaçırılmaması gereken” içerikler sunmak için çabalıyorlar.

Bu şekilde zihin sürekli meşgul kalıyor, ama giderek daha yüzeysel bir şekilde dolaşıyor.

Bir süre sonra ‘toplum’ dediğimiz olgu, düşünmek yerine yönetildiklerine odaklanan bir ‘kitle’ haline geliyor.

Bu nedenle günümüzde “merak” ile “kuşku” arasındaki ilişki de yeni bir önem kazanmış durumda.

Merak, düşüncenin başlangıcını oluşturabilir; ancak aşırı uyarılma, zihni dağıtan bir akışa dönüşebilir.

Kuşku ise burada devreye giriyor:

“Bu bilgi neden böyle sunuluyor?” “Bu başlık bende hangi duyguyu uyandırıyor?” “Gerçekten önemli olan bu mu?”

“Yoksa dikkatim başka bir yöne mi çekiliyor?”

Kuşku, yalnızca gerçeğe değil; aynı zamanda gerçeği şekillendiren mekanizmalara da yöneltilmesi gereken bir bilinç biçimi olabilir.

Çünkü bireylerin zihni, sadece ideolojiler değil, “dikkat ekonomisi” tarafından da biçimlendirilmektedir.

Bu zihinsel dağılmanın ekonomik ve kültürel boyutunu en iyi teşhis eden düşünürlerden biri, genç yaşta hayatını kaybeden Mark Fisher’dır.

Özellikle “Kapitalist Gerçekçilik: Başka Alternatif Yok mu?” adlı eserinde Fisher, modern kapitalizmin yalnızca bir ekonomik sistem olmadığını, insanların hayal gücünü, dikkatini ve gerçeklik algısını şekillendiren bir “psikolojik atmosfer” haline geldiğini vurgular.

Fisher’a göre çağımızın en temel sorunlarından biri, insanların mevcut sistemin dışında bir yaşam hayal etmekte zorlanmasıdır.

Bu stratejinin bilinçli bir tasarım olduğunu düşünüyorum.

Fisher’ın sıkça alıntılanan bir ifadesi, yalnızca ekonomik değil, zihinsel bir krizi de ifade eder:

“Bugün dünyanın sonunu hayal etmek, kapitalizmin sonunu hayal etmekten daha kolay.”

Bu durum, yalnızca politik bir teslimiyet yaratmıyor; aynı zamanda zihinsel omurgayı da zayıflatıyor.

Alternatif düşünme kapasitesini kaybeden bireyler, gündelik akışın ve sürekli dikkat dağınıklığının içinde savrulmaya daha açık hale gelir.

Fisher’ın önemli bir tespiti ise şudur:

Modern sistem, insanları sürekli meşgul tutar, ancak giderek daha az anlam üretir.

Sürekli bağlantı, sürekli içerik ve sürekli tepki…

Fakat daha az derinlik, daha az iç muhasebe ve daha az yön duygusu söz konusudur.

Bu nedenle “zihinsel omurga” sadece bireysel bir mesele değil, aynı zamanda kültürel bir direnç biçimidir.

Zira insanlar, yalnızca baskı altında değil, ‘alternatif düşünemeyecek kadar yorulduklarında’ da teslim olurlar.

Bu noktada yeniden ‘zihinsel omurgaya’ dönmek mümkündür:

Birey, bu belirsizlik çağında zihinsel omurgasını nasıl koruyacak?

Modern dünya, eski kesinlikleri dağıttı; ancak onların yerine sağlam bir yön duygusu koyamadı.

Bir zamanlar insanlar büyük anlatıların içinde yaşıyordu: Din, ideoloji, gelenek, ‘devrim’, ‘ilerleme’…

Bugün ise sürekli değişen gündemlerin, sayısız yorumların ve parçalanmış kimliklerin içinde kayboluyorlar.

Bu nedenle çağımızın temel ihtiyacı, öncelikle yeni bir ideoloji değil; ‘önce yeni bir zihinsel omurga’dır.

Ancak bu omurga, katılık anlamına gelmez.

Zihinsel omurga,

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın